Pazartesi, Ağustos 13, 2012

yazdıkça silinir mi hafızadan?

ne yazacağıma nasıl anlatacağıma hala emin olamıyorum, hatta anlatıp anlatmamaya. üzerinden tam 4 gün geçti, biraz daha olayın dehşeti üzerimden geçer gibi olduğu bugün anca normale dönebildim, yazdıkça beynimden silinir diye ümid ederek yazıyorum:

hayatımda ilk defa dakikaları saydım tam 1 saat 20 dakika alya ameliyatta iken, çarşamba gecesi. alya elinde bardakla düştü. bardağın üzerine. paramparça olan bardak camları eline saplandı. sağ el, baş parmağın bitimine. çok derin yara açıldı. ben görmedim. babannemiz-bizdeydi şansa- alyayı kucaklamış, evren de hemen parmakları ile kapamış kanı durdurmak için ben yetişene kadar. evin durumu ve üzerimiz başımız itibarıyle "kill bill" den bir sahneden fırlamış gibiydik. tek duyduğum "hastaneye gidiyoruz çabuk" oldu. başka bir şey de duyamadım uzun bir süre, sadece görüntüler var alya'nın gözünün yaşına eşlik eden: acıbadem hastanesinin acilindeki acemi doktor, şansa el cerrahı olan kuzenim ile gaziosmanpaşa hastanesinde karşılaşma, alya'yı kucağımdan bırakmayışım, sadece memede uyuyan kızımın koridorda yankılanan meme haykırışları, bu gece meme alamayacağını anladığında uyumaktan vazgeçip hemşire ablalalarla balon oynaması, tombik ellerinden ve ayaklarından damarlarının bulunamaması, damarı bulamayan ablalara kızımın "bittiiiiiiiiii bittiiiiiii" diye yakarması,
son saniyeye kadar ameliyat olma durumunu sorgulama, kuzenimin rahat ve güvenli duruşu, bizi gece 10dan sabaha karşı 3e kadar yanlız bırakmayışı, alyamı sadece üzerinde bezi kalacak kadar soyup ameliyat kıyafetini giydirmeleri, başına bone takmaları, alyanın bir şeylerin ters gittiğini anlayan bakışları, ameliyat odasının kapısına kadar kucağımda indirmek kızımı, ona sıkıca sarılmak, her an herşeyi açıkladığım kızıma saniyeler sonra olacakları anlatamamak, daha da sıkı sarılmak, yüzüne bakamamak, kızımı kucağımdan koparmaları, kızımın "anneeee anneee" diye ağlaması kapalı kapılar ardında, kapının önünden ayrılmicam diye yalvarmak, kimsenin beni duymaması, kalbimin yerinden fırlayacak gibi olması, kabusta olduğunu duyumsamak, uyanmak istemek, uyanmaya çalışmak, uyanmaya çalışıp uyanamamak, kabusta asılı kalmak. akıllı tv'nin saçma sapan videoları ile oyalanmaya çalışmak, evrene sokulmak, hamileliğimde tanıştığım "huzursuz ayak" belası ile odayı arşınlamak, dakikaları saymak, kapının arkasından seslerin yaklaşması, ve alyama kavuşmak. alyayı baygın bir şekilde yatağa koymaları, 2 saat süreceğini beklediğmiz ameliyattan kızımı erken getirmeleri ile odaya yayılan pozitif hava, kızımın baygın yatması yine de ama ne olursa olsun kızımı yanı başımda görebilmek, 1 dakika sonra kuzenimin gelmesi odaya iyi haberler ile "sinirlerde ve tendonda bir hasar yok, bu sebeple sadece ilaç ile uyutulmuş olması alyanıni boğazında bir şey sokmadan, 2 haftada geçeceğini umduğumuz sadece adele yırtığı, el sarılı kalacak sadece 2 hafta" sonra uyku. derinn bir uyku. gün boyunca uyku, alyaya sarılarak uyku, cuma gününe kadar uyku.

ve cumadan beri. alya ne kazadan bahsediyor, ne elini soruyor, ne elini kullanıyor, ne de reddedip alçılı gibi sarılı kolunu çıkarmaya çalışıyor. aksine tırmanışlar, yerde yuvarlanmalar tam gaz devam. asli diyor ki "mahsun otursa daha mı iyi". değil, elbet değil, böyle olsun, hep tırmansın, hayatı boyunca tırmansın inşallah.

yanlız bizim anne-baba olarak psikolojik bir tedaviye ihtiyacımız var. panik olmuş durumdayız her an herşeyden. ne kadar ince bir çizgide yürüyoruz aslında ve hayat ne kadar süprizlerle dolu her saniye iyi/kötü. anı yaşamaktan ötesi var mı.

Salı, Ağustos 07, 2012

Aly Raisman'ın Anne ve Babası


Olimpiyatları seyrediyor musunuz? Ben epeydir spordan uzak kalan bünyeme olimpiyatların getirdiği heyecandan, ofisimizin cafesinde her buldukları arada televizyon karşısında saatin farkına varmadan yarışmaları seyreden insanların biraradayken artan coşkularından, eşlerin eve girmeden önce birbirleriyle yarışmalarına kadar küçük hayatlarımıza getirdiği güzel etkilerinden çok mutluyum, bitsin istemiyorum! Ama tabi gönül isterdi ki ülkemiz de güzel güzel madalyalarla heyecanımızı arttırsın. Neyse o da olur belki ilerde:)
Jimnastikçi Aly Raisman'ın anne ve babasını, kızlarının yarışması sırasında çekilen bu görüntülerine hem çok güldüm ama hem de stres oldum resmen izlerken, sporcuların ne kadar stres oldukları aşikar ama aileler de birebir yaşıyor aynı heyecanı resmen.

Korku Üzerine

 Nereden öğrendi bilmiyorum ne olduğunu "korku"nun
Ama kuşları beslerken diplerinden ayrılmadan
Birden bir tanesi kanatlarını çırpınca
Alya'nın eteğini havalandıracak kadar yakınında
Böyle söylemeye başladı, "u" harfini yutarak:Korktm
Ve sonra tabi onu seyreden bizim kalabalıktan "ay canım korktuuu" gibi bir ses yükselince
Bu sefer de en az 10 kez tekrarladı, korkm korktm korktm
Neyi nasıl öğreniyorlar bazen farketmeden
Korku üzerine düşündürdü beni, herşey gibi korku da çocukta yönetilmesi ve dikkat edilmesi gereken bir konu.

Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer'in korku ile ilgili söyledikleri ilgimi çekti, belki siz de faydalı bulabilirsiniz:

"Gelişim evrelerine göre çocukluk korkularını şöyle sıralayabiliriz. Bebeklerde 9. aydan itibaren “yabancı korkusu” görülür. (Bazı bebeklerde 6. ay itibariyle bile başlayabilir.) Genel olarak 1,5 yaş civarında biter. Burada dikkat edilmesi gereken nokta çocuk 3,5-4 yaşından sonra hala bir yabancı gördüğünde ağlıyorsa veya yabancı bir ortama girdiğinde annesinin dizinden ayrılmıyorsa bir uzmanla görüşmekte yarar vardır.

Genel olarak “bilinmeyen ve beklenmeyen” korkuyu yaratır. 2 yaş itibariyle çocuklar artık bir şekilde dünyayı ve hayatı anlamak için yoğun bir çaba içine girerler. Her şey onlar için yeni ve keşfedilmeyi beklemektedir. Bu yaşta beklenmeyen ani veya yüksek sesler korku sebepleri arasındadır. Böceklerden, hayvanlardan korkma normaldir. Doktor ve iğne korkuları elbette ki normaldir. Bu yaş itibariyle korkuyu kabul etmek ve özellikle annenin sarılarak ve okşayarak çocuğu güvende hissetmesini sağlaması önemlidir. Anne babanın temel hedefi şu olmalıdır: Çocuğun “evet dünyada tehlikeler var fakat annem babam beni korur” duygusuyla yavaş yavaş gelişen ve 6 - 7 yaş itibariyle yerleşmiş olacak özgüveniyle “evet dünyada tehlikeler var ama ben kendimi koruyabilirim” duygusuna geçmesini sağlayabilmektir. Bu dönemde çocuğu korkularını önemsememek veya aşırı önemsemek, veya “korkuların üstüne gitmesi gerek” zihniyetiyle çocuğu zorlamak, örneğin köpekten korkan çocuğa zorla köpeğe dokunmasını istemek veya sudan korkan çocuğu “bir kere girse alışır” diyerek zorla denize sokmak korkuların artmasına sebep olacağı gibi, hayatta en çok güven duyduğu kişilere yani anne babasına karşı güveninin zedelenmesine sebep olur. Çocuğun varacağı sonuç “eğer en güven duyduğum kişiler böyle yaparsa başkaları neler yapar, dünya tehlikelerle dolu...” olur.

Belki iki yaş itibariyle korkunun kaynaklarının ve sebeplerinin açıklanması yerine korkuyu kabul edip sarılmak çocuğun rahatlaması için çoğu kez yeterli olabilir. Fakat artık muhakemesi gelişmeye başlamış daha büyük bir çocuk sarılmaya ek olarak mantıklı bir açıklamayla sakinleşmek ister. Korku ne kadar mantıksız olursa olsun “anladım korkuyorsun, biliyor musun senin yaşındaki bütün çocuklar bu tip korkuları hissedebilirler, bu çok normal” gibi tamamen kabul edici ve saygılı bir tutum önce çocuğu çok rahatlatır. Ardından neler hissettiğiyle ilgili duygu ve düşüncelerini dinlemek, sonra “anladım korkuyorsun, dur ben sana gök gürültüsünün nasıl oluştuğunu anlatayım” diyerek kısa ve mantıklı bir açıklama yapmak çocuğun korkusunu hafifletir.
Ayrıca görerek öğrenmeyi engellemek de gerekmek de. Yani kendi korkularımızı kontrol altında tutmaya çalışmak önemli. Çocuk annesini her böcek gördüğünde koltuğun tepesine zıplamış görüyorsa doğal olarak bu korkuyu hemen satın alır. Çocuğun ateşi çıktığında anne kontrolünü kaybediyorsa çocuk hasta olmaktan çok korkar. Ne de olsa annesi bu kadar telaşlandığına göre kendisini koruyamayacak demektir..."

Pazartesi, Ağustos 06, 2012

Kitap Önerisi



Alya'nın babannesi yazar olunca evimizin kitap sponsoru da doğal olarak babannemiz :) Elinde bu kitaplarla çıkıp geldiğinden beri en sevdiği kitaplardan oldu Alya'nın, başucu kitapları!

Tanıtımında 5-7 yaş diyor ama dün gece 17 aylık olmak üzere olan kızımla üst üste kaç kere okuduğumuzu sayamadım her iki kitabı birden: Tudem yayınlarından
Anne, Baba ve Yavru Ayı diğeri Kırmızı kurbağa ve Yeşil Flamingo

Kitaplar uzun ince, ve her sayfa içinden katlanan ve tersten açılan ek sayfalarla dolu. Sayfayı çevirir çevirmez koccaman bir çiçek görüyorsunuz mesela, ama katlanan sayfayı açınca aslında onun bir kelebek olduğunu görüyorsunuz koccaman yine. Artık Alya tabi ilk resmi görür görmez hangi hayvan olduğunu söylüyor, ve her katlanan sayfayı açmak onun için eğlence oluyor.

Hem hayvanları hem renkleri tanı(t)mak için çok eğlenceli kitaplar. 17 aylık bir bebeğin tanıması için daha erken olan hayvanlar var, flamingo mesela, henüz onu tanıyamadı Alya pek bir heyecan duymuyor, yabancı ve düşünceli düşünceli bakıyor, bir sonraki sayfaya geçiyor :) Ama Kuu(kuğu), fiii(fil) uuuu uu(maymun) favorileri :)

Anneli olan ilk kitapta da her anne hayvanı gördüğünde anniiii diye bağırıyor, ve gelip bana sarılıyor! Ben tabi eriyorum o saniye :) 

Kitapların resmini araştırırken karşılaştığım bu kitaplarla ilgili başka bir öneri daha:

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Bu fotoğraftan çok etkilendim, zamanın kıymetini anlatışından, ikisinin elele tutuşmasından, Remzi Bey'in tebessümüne yansıyan keyiften...
Güzel bir hafta olsun...

Cuma, Ağustos 03, 2012

Güne enerjik başlamak


Bugün dansa özlem ile uyandım
Hemen aklıma düştü
Polina Semionova'nın sıradan gibi görünen çalışma dansı, yüzündeki ifadesi, enerjisi, mutluluğu
Cumaya, haftasonuna bu enerji ile başlamak ve sizinle paylaşmak istedim

Cumartesi gecesi bir arkadaşımızın doğum günü var,
Kara kara düşünmekteyim Alya'yı ne yapacağız
Babanne? Annane dede? mi yoksa Bakıcıya minnet rica mi?
Bazen özlemiyor değilim spontan yaşamın dayanılmaz hafifliğini
Siz neler yapıyorsunuz haftasonu, var mı iple çektiğiniz güzel bir programınız?

Perşembe, Ağustos 02, 2012

Talking Cat:TOM

Ofisteyim.
Biraz önce.
Colombia'lı direktörüm heyecanlı bir şekilde tele-konferans yaparken azıcık bağırır gibi oluyor:
"No no no!"
Hemen aklıma bizim Tom geliyor.
Tom'un bizim evdeki adı bu: No no no!
Alya bir süredir keşfettiği üzere benim telefonumu gördüğü yerde dünyanın en şirin ve ince ses tonuyla ve son no'yu uzatarak başlıyor: "No no noooo!" Tom'a olan özlemini dile getirince hemen açıyoruz kediyi. Önce Tom söylüyor: "No no no",
sonra Alya: "No no no",
 sonra Tom tabiatı gereği konuşulanı tekrar ettiği için bu sefer tekrar Tom Alya'dan da ince bir ses tonuyla tekrarlıyor: "No no no"

Bilmeyenler için "Talking Cat Tom" ücretsiz bir iphone aplikasyonu, çocuklar için değil sadece aslında, ben de 24 yaşındaki kuzenimin bir arkadaşında görüp yükledim. Ve şimdi, Alya arabada durmadı mı hemen açıyorum kediyi, anneye bir 10 dakikalık mola oluyor :) Şiddetle tavsiye edilir.

Ve bak sen şu bizim Tom'a, 100milyon takipçisi varmış! En minikleri Alya olabilir :)

Mutfak Tezgahı

çünkü bu evde bir bebek yaşıyor
ve o bebek bu tezgaha günde en az 1 kere çıkıyor

Salı, Temmuz 31, 2012

Angara


Angara dermiş eski Ankara'lılar, Angora'dan gelirmiş
Alya hemen empati yaparak aslen oralıymış gibi kaptı şiveyi
"Neredeyiz Alya?" sorusuna yanıt "Angara"
Çok sıcaktı gündüz, yurdun her tarafı gibi sanırım
Ama gece, ama sanki gece birden sonbahar geldi fırtına sonrası
O gece için çekilir gündüz sıcağı
O gece iple çekilir, sonra da tadı bir güzel çıkarılır, ta ki bir sonraki geceye kadar.
O sıcakta ancak Gölbaşı'nı ziyaret edebildik
Sapanca gölü gibi
Göl çevresinde yaz gecesi çekirdek çitlemelik tam çoluk çocuk.
Ankara'nın en güzel kısmı
O miniminnacık ayaklar, tazecik anne babanın heyecanlı güleryüzleri
ve arkadaş ziyaretleriydi.

Yorumlardaki tüm öneriler için çok teşekkür ederim tekrar
Hepsini not ettim minik kara kaplı defterime
Daha serin bir bahar günü ve inşallah Alya biraz daha büyüdüğünde ziyaret etmek üzere.
Yine geleceğiz Angara...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...