Salı, Ekim 16, 2012

Beden Müziği Festivali - Aile Matinesi



Beden müziği de nedir? Beden perküsyonu da diyorlar, el ve ayaklarla bedeni vurmalı bir enstrüman gibi kullanarak, sesle de eşlik edilen müzik ve dans karışımı bir koreografi. Hem göze hem kulağa hitap ediyor.

Sevgili Aybala haber verdiğinde gidelim diye--çocuklu hayatın kaçınılmaz plansız yaşama zorunluluğundan minik Yiğit hasta olunca gelemediler--çocuların katılımcı olduğu bir ortam hayal etmiştim. Ama Cemal Reşit Rey'in o büyük konser salonunu görünce hınca hınç bebeğinden çocuğuna, ağlayandan zıplayanına bir oda dolusu minikle, bu pek mümkün görünmedi gözüme!

Katıldığım en rahat, en tatlı en eğlenceli konserdi. Özellikle aile matinesi olmasından kaynaklanan aktivite, Kekeça üyesi Tugay Başar'ın eliyle yaptığı hareketleri ve söylediği sesleri seyircilerin tekrarladığı kısım epey komik ve eğlenceliydi. En son "komşuuu", "komşu komşu huuuu" dediğinde bunları tekrarlayan tüm! salon coşkudan kopmuştu! :) 

Bizim ilk gidişimiz değil bu konsere aslında, Alya daha minikken yılbaşı kutlaması amacıyla bir tanıdığımızın evinde düzenlediği oda müziği konserine götürmüştük, sesi çıkacak diye korkudan yüreğim ağzımda, gık diyince 3. dakikada dışarı fırlamıştım salondan. Burada da konser salonuna girmeden önce pazarlık yapıyorduk Evren ile, sen mi çıkarıcaksın dışarı "gık" diyince ben mi diye. Ama salonun durumunu görüp, hatta konserin başladığı ilk saniye bebeğin biri avazı çıktığı kadar bağırınca buna gerek görmedik. Yarısından sonra da uyudu zaten bizim ki, sanırım konseri izleyen en sakin bebek-ana-baba bizdik. :) 

En büyük süpriz ve unutulmaz anlardan biri aktivite sonrası fuaye alanının o muhteşem kalabalığı idi. Herkes hep bir ağızdan şarkı! söylüyor, bir yerinden topluluğa katılmaya çalışıyordu. Bizim ufaklık da uykusunu biraz-cık almış ama tam da tamamlayamamış hali ile bu çılgın insanlar topluluğunu anlamlandırmaya çalışıyordu sanırım.

Ayrıca bu sene 5.sinin İstanbul'da yapıldığı uluslararası festivalin türk ev sahibi Kekeça grubunun sayfasından da beden müziğine, festivale, ve grubun kendisine dair daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.


Cuma, Ekim 12, 2012

Yaşasın haftasonu!




Bugünün cuma olması yeteri kadar güzelken bir de çokoprensin pek tatlı annesinden pek tatlı bir ödül almış olduğumu öğrendim, parti kızı Nazlı'ya diye:) Çok teşekkür ederim, günümü aydınlattı :)






Haftasonu planlarınız neler? Biz epey doldurduk bu haftasonunu, dişçi randevum var pek de heveslenmediğim, tabi ki ailecek gidiyoruz benim randevuma her seferinde, randevunun tek güzel kısmı da o !

Haftasonumuzun en heyecanlı aktivitesi  body music festivali kapsamındaki müzik atölyesi olacak. İlgilenenler için detay aşağıda, Cemal Reşit Rey'de saat 2'de:

"Festivalin çocuklara yönelik en önemli etkinliği de sayılan aile matinesi, yediden yetmişe herkesin keyif alacağı, çocuk ve gençlerin özellikle ilgisini çekecek çok eğlenceli, izleyiciyi de içine alan, beden müziği sanatçılarının mizahi yanını da gözler önüne seren çok özel bir etkinlik…"





Istanbul fashion week etkileri devam ediyor! Unnado'da Ralph Lauren indirime girmiş 17 Ekim'e kadar, biraz fazla ciddi bana göre Ralph Lauren çizgisi ama çok güzel kırmızı bir mont var mesela çok tatlı ve çok da indirimli. Siz yine de bir bakın derim :)







Herkese mutlu cumalar, iyi haftasonları!

Perşembe, Ekim 11, 2012

Evde bir Papağan



Bizim evde bir papağanımız var bugünlerde. Ne söylersek tekrarlıyor, en alakasız şeyleri bile! "Şuna bak" diyorum babasına Alya'yı işaret ederek mesela. Hemen arkasından tekrar geliyor, hem de 2-3 kere 
"şuna baak" "şuna baak"

Banyo yaparken "aa galiba bitmiş şampuan" diyorum. Bütün kelimeleriyle toplu tekrar geliyor, üstelik sadece o an değil, ilerleyen günlerde aynı şampuan kutusunu her eline alışta: "aa galiba bitmiş şampuan"

Biz güldükçe hoşuna gidiyor, daha fazla tekrarlıyor.

Bebek bakımıyla ilgili ilk öğrendiğimiz şeylerden biriydi, çocuğuna seslenirken kocana seslendiğin "sevgilim" "aşkım" vs. sözcükleri ile seslenmemeli, ikisini ayırd etmeli ki çocuk iki sevgi türünün ayrımına varsın diye. Şuana kadar işi kotarmıştık, tam aşkım diye seslenmek içimden gelirken, ağzımdan çıkmamasına özen gösteriyordum. Ama şimdi bizimki papağan modundayken, ben Evren'e aşkım dediğimde, "aşkımmmm" diye ennn tatlı sesiyle tekrarlıyor. Sonra tabi vurguluyoruz, "benim aşkım kim" "baba/anne", "benim bebeğim kim" "Alya" diye! Zor bu işler zor! :) 

Haftanın Markası : Nuuba&thegangs

Hazır Istanbul fashion week başlamışken, havadaki moda bulutuna uyarak yeni keşfettiğim bir markayı paylaşmak istiyorum sizinle:
Nuuba&thegang

Farklı desenlerde ve iskandinav tarzda, en önemlisi Oekotex denen sağlığa zararlı madde içermediğine dair sertifikası olan bir marka. Alya'nın cildi çok hassas, biraz da alerjik, cildi giydiklerine bağlı olarak hemen kızarıyor ya da kaşıntı yapabiliyor. Bu sebeple giydirdiklerime çok dikkat etmeye çalışıyorum.
Ben çok beğendim, en çok da ALbababy markasını, "alba" ismini çok seven arkadaşımı çok sevmemden belki,  algıda seçicilik oldu artık. Siz de sevdiyseniz incelemeniz için ürün detayları burada. Adrese girmişken markanın temsilcisi diğer "gang" lere de bakmayı unutmayın, çok tatlılar!

Salı, Ekim 09, 2012

Ben Benim Kendim



Buaralar Alya'dan duymaya en alışkın olduğumuz kelimeler ve kelimelerin tanımladığı davranış şekilleri bunlar: ben, benim, kendim
Elinden bırakmak istemediği ya da tam tersi almak istediği herşeye "benimm" diye tutturuyor,  
ve herşeyi kendi yapmak istiyor, kaşığı kendi tutmak, yemeğini kendi yemek, yürürken kesinlikle elimizden tutmadan kafasına estiği gibi oraya buraya gitmek istiyor--daha sayabilirim ya da fotoğraftan kendiniz görün!

Hep deniyor ya özgür bırakmak lazım çocuğu düşe kalka öğrensin diye, ben de bunu savunuyorum ama o kadar zormuş ki koruyucu kolayıcı olmamak her an, düştüğü zaman yanıbaşında bitmemek, ve hatta düşmesine engel olmamak! Her an tetikte yaşamak insanın içine işliyormuş meğer. Ama herşey gibi bu da öğrenilecek bir şeymiş meğer. Zamanla, yavaş yavaş.

Buarada bu hafta 18. ay doktor kontrolumuzde müjdeyi aldık:
"-Terrible Twos nedir duymuşsunuzdur, 2 yaş depresyonu, hah işte bu şekilde ifadelerle kendini belli eden benliğin oturması, bu dönemin başlangıcıdır"

Pazartesi, Ekim 08, 2012

Bir babanın bakış açısı


Yakın arkadaşlarımızdan birine aşağıdaki satırları yazarken Evren, ben de "cc"deydim, içimi ısıttı benim, hiç değiştirmeden sizinle paylaşıyorum bir babanın, üstelik çocuk sahibi olmak konusunda epey korkuları olan bir babanın duygularını. Annelerin biyolojik saati çalışıyor, tık tık ediyor saat vakti gelince evet ama peki ya babalar nasıl veriyorlar bu kararı, nasıl hazır olur / hazır olduğunu anlar bir baba çocuk sahibi olmak için? Bildiğim tek şey babaların daha mantıklı baktıkları duruma, diğer herşeyde olduğu gibi, artı eksi hesabı yapıyorlar, ama görünen o ki bu hesabı çocuk sahibi olduktan sonra yapmak en doğrusu :

"Bebekten önceki ruh halimi hatırlıyorum, şu fark dikkatimi çekiyor:
Hmm artısı - eksisi nedir?
Eksisi : Bebek yapmak, bakmak, çok zor. Hayatın değişecek, o olacak bu olacak.
Artısı : Çok seveceksin.
Nasıl bir denge bu.
Hiç akıl işi değil...

Diyordum.

Ama bu paradigma genel anlamıyla doğru olmasına rağmen öncesinde anlayamadığım şey artıya yazdığım "çok seveceksin"'in ağırlığıymış.
İnsan sevmeden bilemiyor, onun için artı taraf hafif görünüyor.
Hayatına çok seveceğin "bir şey" sokuyorsun ve bu evde mıncıklamanın çok ötesinde hayatının her alanında artı olarak dönüyor.
Aksilikler eskisi kadar büyük görünmüyor.
Sevginin verdiği bir genel mutluluk, kafanı boşaltabileceğin güzel bir imkan veriyor.

Yani bebek sahibi olup, önceden tahmin edilen ama tüm boyutları ile anlaşılamayan bu duyguları, hayata bakış açındaki değişiklikleri yaşamadan terazinin artı tarafını doğru tartma imkanı olmuyor gibi geliyor bana, en azından bana olan buydu.."

Perşembe, Ekim 04, 2012

Haftanın Yeni Oyunu



Herkese günaydın, güzel bir perşembe olsun!

Bu hafta yeni oyunlar haftamızdı bizim. Başladık ufak ufak aktivitelere, yaşasın!!!

Sevgili İlknur burada bahsettiğinde kürdanları kağıt tabağa saplama aktivitesinden, çok beğenip kafama not almıştım, ama Alya'nın kürdanları dağıtma merakından, ve kürdanların sivriliğinden ürküp henüz bizim için erken olduğunu düşünmüştüm.

Adım adım paketimizdeki çubuk aktivitesini pek güzel ve merakla yapınca Alya dedim ki bir deneyelim. İlk denediğimiz sabah ben evden çıkarken arkamdan bakmadı bile Alya, çubukları tabağa geçirmekle çok meşguldü minik eller, ben de aklım evde kalmadan işin yolunu tuttum.

Buarada çocukların bazı yaptıklarına akıl sır ermiyor, Alya'nın tabağa kürdan saplama aktivitesindeki yatış pozisyonu gibi! Tabaktaki deliklerden anlaşılacağı gibi ilk sefer yapışı değil bu, dolayısıyla ilk yaparkenki hazır olda duruş yerini yoga tarzı yerde yatışa bırakmış durumda, ayağın biri bir uçta, diğeri öteki uçta! Bir insan nasıl böylesi bir pozisyonda böylesine rahat yapar bu aktiviteyi, bilemiyorum ben, ya siz?
Ahh bebekler ve esneklikleri!

Çarşamba, Ekim 03, 2012

Merhaba demeden biten giden 17.ay


17. ayın sonuna doğru Alya 12-18 döneminin en hızlı gelişim sürecini geçiriyorken Adım Adım paketimiz geldi, burada bahsetmiştim. Normalde akşam iş dönüşü kucağıma atlayan Alya kucağımda renkli kutuyu görünce kutuya atladı bu sefer: "açayım, açayım"

Süpriz kutumuzun içinden 2 tane kitap, 5 adet çubuk, 2 ayrı tarz kart, bir boy ölçme kağıdı, bir adet de minik bebe şampuanı çıktı.

Kitaplardan biri aktivite kitabı, 17. ayın ve banyonun özelliklerini tanıtıyor, ama esas bu kitabın en güzel kısmı çubukları deliklerden geçirme oyunu bence. İlk ben yaptım, sonra o minicik parmaklarının hepsiyle birden tutmaya çalışarak O, ilk yapışında her çubuk için ayrı bir sevinç çığlığı atarak.

Diğer kitap çok meşgulüm adında, minik bebekler aktivite yaparken görülüyor, yanlız Alya'ya göre hepsi aynı şeyi yapıyor: uyuyor! Çünkü çok basit hepsinin gözleri kapalı!

Kartlar ise Alya'nın favorileri. Traktör kelimesini bilmiyordu, onu da öğrendi şimdi kartlardan artık yabancılarla konuşmaya hazır! Montessori metodu diye bir kitap okuyorum şimdi, önsözünde diyor ki çocuklarda "emici zihin" vardır:

"iki yıl sessiz sedasız oturup birden çevrelerinde konuşulan dili kusursuz grameri, telaffuzu ve bütün ayrıntılarıyla konuşmaya başlamak hangi yetişkinin harcıdır?"

diyor, gerçekten çok etkileyici bir şekilde öyle değil mi!? Alya "s" harfini söyleyemiyordu örneğin, "aslı" için "aklı" diyordu, ya da "aslan" için "aklan", nasıl olduysa dün birden söylemeye başladı, tabi 10 kere tekrar ettirdik sonra, bir daha söyle bir daha söyle diye, bazen kim çocuk kim yetişkin ayırt etmek güç.

Salı, Ekim 02, 2012

Bugün tam 1 sene oldu..


...ben işe başlayalı. Sanırım yavaşça, ama çoook yavaşça alışmak üzereyim--hala tam alışmış değilim!-- bu çalışan anne kavramına. Türümün pek ender bir örneğiyim kabul, ama dinlenmek için işe koşa koşa gelen bir anne olmayacağım, biliyorum artık bunu. Hala öğlenleri emzirme bahanesine! kızımı görmekteyim, artık neresi olursa alışveriş merkezi, sahil, ev, hatta çok işim olduğumda ofisimin önü--annem babam sağolsunlar. Ama o yarım saat illa da görüyorum kızımı her Allah'ın günü, gün içinde sürekli anne-çalışan kadın kimlikleri arasında gidip geliyorum. Bir "switch" modum var, açıp kapayıp duruyorum.

Tam da ben bunları düşünmekteyken okudum Mehtap Erel'in röportajını, düşünce tarzı ve bunu dile getirişi çok hoşuma gitti, özellikle şu satırlar:

"Hiçbir şey mükemmel değil. "Gün batımında çimen kokan bahçemizden kendi ektiğim naneleri toplayıp, limonatamıza koyup kocam bana aşk sözcükleri fısıldarken, kelebek kovalayan oğlumuzu verandamızda izliyorum." tadında bir hayatım yok ve böyle bir derdim de yok. Sağlıklıyız, biraradayız, bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Hayat mükemmel değilken ben mükemmel olmak için popomu yırtamam."

Ne diyorsunuz, mutluluğa giden yolda çok güzel bir yaklaşım değil mi!?

Röportajın geri kalanı alternatifanne de.
"Free as a bird" foto kaynak : aldariart

Parti Fotoları

Beklenen fotolar geldi! :) Tüm yorumlarınız için çok teşekkürler, cuma akşamı 8'de motorla karşıya geçerken yanıtladım bir kısmını, rutinden çıkan böyle bir geceme eşlik ettiğiniz, heyecanımı artırdığınız için çok mutluyum, fotoları da sizinle paylaşmak için sabırsızlandım anlaştığımız gibi :)

Bu kısım partiye hazırlık, iş çıkışı karın doyurmaca fln:


Ve renklerden, çılgın peruklardan, aksesuarlardan da belli olacağı gibi 80'lerde bir parti--buarada bu saçı çok sevdim ben, küt, siyah, dolu dolu kahkül, siz dersiniz? :) Evren de fötr şapkası, o sevimli (düğünümüzde takmış olduğu) papyonu, yeleği ve purosuyla biraz 70'lerden takip etti bizi, elimizdeki malzemelerle bu kadar oldu :)

Bu kadar kalabalık olup--65 kişi!-- bu kadar çok insanın konsepte uymaya çalıştığı bir partide bulunmamıştım daha önce, ortamın enerjisini ne kadar arttırdığını anlatamam size! Herkes gerçekten 80'lerde hissediyordu kendini! :) Fotoğraf çekmediğimiz her saniye dans ettik!




Mekan Taksim Odakule'nin yanında "in the van" diye bir yer, 65 kişi mekanı kapadık tabi, çok rahattık, beyaz flashlar sizi yanıltmasın, süper havalı, disko toplu tam bir 80'ler ortamıydı:




Her yeni anne-babanın bu tür kaçamaklar yapması, rutini bozması lazım, bünyenin de-şarj olması için. O bir gece kacamağı size 2-3 günlük uykusuzluğa mal oluyor o ayrı ama olsun, yapmak lazım fırsat ve gece bebeğinize bakıcı buldukça, şiddetle tavsiye edilir! :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...