Haftasonu Adana'li bir gelin aldık, sımsıcak Adana'lı bir aileyle bütün haftasonunu geçirince hatırladım, Mayıs ayında bir bahaneyle spontan düşmüştük Adana yollarına, sadece haftasonluk.
Yetmemişti.
Kara kuru olacak sıcaktan kavrulacağız diye düşünürken palmiye ağaçları içinde yemyeşil, yolları turunç kokulu ve tabi mide hep dolu bir ortam çıktı karşımıza.
Ekibimiz 1-2 ve 3 yaşlarında birer çocuk, ikiz lise arkadaşlarım, onların eşleri, kuzenleri, anneleri, teyzeleri cümbür cemaat bir gruptu anlayacağınız. Tanıdıkça anladım ki daha farklısı da olmazmış zaten.
Gözne Yaylası:
İlk sabah erkenden gözümüzü Gözne yaylasında açtık, miss gibi bir yayla havası ile otlu peynirli, ev yapımı reçelli, sıcacık pideli bir kahvaltı ile. Gitmeden önce yapıldı tüm rezervasyonlar.
Mersin :
Kahvaltı ertesi Mersin'e indik kokoreç yemeğe, 20 dakikadan fazla tutmadı yol. Yeni yapılmış Marinası, masmavi deniz havasi, az biraz yelkenli, ve lünaparkta çarpışan otomobiller ile pek eğlenceli hatırlıyorum Mersin'i. Kokoreçe yer açmak için deniz havası aldık biraz, deniz acıktırır, malum. Amaç durmadan yemek.
biz bile yorulduk, yavrucaklar bitap düştü
Adana:
En favori mekan mavi bulvardaki arkadaşımın annesinin evi, o tatlı balkonda sıcacık bir gün batımı.
Sonra tren istasyonu. Birisi dalga geçiyor benim heyecanımla:
"Nazli, her şehirde bir tren istasyonu vardır, biliyorsun değil mi."
Ama bence böylesi azdır, bir kere binaların üzerinde bu sarı-turuncu arası renk en favorim, Danimarka'dan kalma bir farkındalık, hem sonra palmiye ağaçları içinde, yemyeşil ve harika bir mimari. Yoktur bence, hatta yoktur yoktur.
Taş Köprü:
Çukurova Universitesi'ne gitmeden olmazmış, diyorlardı da anlamıyordum,
manzaraya bakarmısınız:
Bütün Ekip :
Arabanın arkası:
yaşattığınız tüm güzellikler için, Mayıs ayının en güzel günleri için teşekkür ederim
çok seviyoruz sizi!


