araba yolculuğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araba yolculuğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 21, 2013

tatil sonrası iyi haftalar..







 
biraz şehir, biraz köy;
biraz deniz, biraz değirmen; 
biraz sis, yağmur, biraz güneş;
biraz iğde, biraz nar hem de ağacından koparıp koparıp;
ama
bolca yol,
bolca alya,
bolca doğa
 geçti gitti bayram.
herkesin de gönlünce geçmiştir umarım?
 
şimdi bugün biraz zor.
pazartesi, lütfen iyi davran bize.
 
birazcık da olsa gülümseyerek günün ağırlığını hafifletmek için :
 
 

Pazar, Ağustos 18, 2013

Chalkidiki - Ouranapolis

 

Gezimizin son durağı Selanik'in güneyinde bulunan ve çatal görünümündeki Halkidiki yarımadasının en sağındaki Ouranapolis.(Part-2) Bir önceki yazının devamı aslında ama günbatımında daha varır varmaz vurulduğum çok tatlı bir sahil kasabası olmasının yanısıra kazayı yaptığımız, sımsıcacık yunan halkının tüm yardımseverliği ile tanıştığımız yerden ve özellikle Hotel Filoxenia'dan uzun uzadıya bahsetmek istediğim için ayrıca yazdım.
 
 
 
 
Halkidiki, Thasos'a göre daha organize, daha pahalı. Çatalın ilk yarımadası Selanik'lilerin en uğrak yeri, Lonely Planet'in değimiyle"unimaginitave" binalarıyla pek popüler ve kalabalık dolayısıyla.

İkinci yarımada biraz daha sessiz, daha sakin, aile yeri diyor oraya yine Lonely Planet.

Ama üçüncü yarımada (Mount Athos)Athos Dağı'nı barındıran, dini anlamı olan gizemli bir yer. Şöyleki, adanın 10'da 9'una giremiyorsunuz. Yasak bölge; kadınlar için tamamen yasak, erkekler ise belirli bir işleme ve  izinlere tabi. Çünkü burada yüzyıllardır katolik rahipler yaşıyor. Avrupa birliği bile bu yasağı delememiş. Şuan  2000 rahip ikamet ediyor. Kadınlar sadece 500 metreye kadar yaklaşabiliyor, o da tekne ile, 3 saat boyunca. Gerçekten de enteresan güzellikteki manastırların olduğu etkileyici bir yer bu Mount Athos:
 
 
 
 
Hotel Filoxenia:
 
 Merkeze çok yakın olan otelin kendisi zaten palmiye ağaçlarıyla, kahvaltıyı sundukları bahçesiyle çok sempatik. Ama her yeri ve herşeyi iyi ya da kötü yapanlar asıl insanlar. Bu oteli de özellikle işleten kadın, ve ona yardımcı olan kızı, oğlu, eşi ve babası dünyalar tatlısı, yardımsever, içten, iyi insanlar. İlk sabah merkezden kalkan tekne turuna acil yetişmeniz lazımdı, kadın kendi önerdi:
"-biz bırakalım, işiniz bitince haber verin gelip alalım"!
Akşamına keşif gezisi sırasında yürümez olan arabamızı bir benzinciye bıraktığımızda kadının oğlu gelip bizi aldı, ve ertesi gün de tekrar sabahın köründe Evren ile birlikte tamirci aramaya gittiler.
Hele de dilini bilmediğiniz yabancı bir yerde muhtaç duruma düşmüşken böylesine bir yardımseverlik gözlerimi dolduruyor, tüylerimi diken diken ediyor hala bile. Ne kadar teşekkür etsem az, yapabileceğim sanırım en güzel şey bu satırları okuyan herkesi o otele gönderebilmek :) 
 
 
 
 
Biz tatilden döndükten sonra şöyle bir yazı okudum Radikal'de yayınlanan:
Thasos'a giden kiminle görüştüysem hepsi de booking.com'dan otel ayarlamışlardı, biz de önce airbnb denedik, bayram sebebiyle muhtemelen yer bulamadık, booking'e döndük, trip advisor ile birlikte. Yazıda bahsettiği gibi yorumlara çok önem veriyor insan, hatta döndükten hemen sonra yazayım yorum diyordum, özellikle Hotel Filoxenia hakkındaki içimden taşan güzel duygularımı, ama bu radikal'de yayınlanan yazı çok haklı, dolayısıyla burada da bahsetmek istedim. Daha güvenilir geldi bloga yazmak, ismim belli cismimi belli. Aynı şekilde bu gezi için de hep blogları gezdim, epey bir insan detaylıca yazmış, size de ilk önerim bloglar olur zaten. Yazıda da ayrıca benim de ilk defa öğrendiğim siteler var, bir göz atın derim.
 
 

 
 
Bir de özellikle teşekkür etmek istediğim bir arkadaşım var, instagramdan, eski bloggerlardan:defneyleyasamak.com blogunu sahibi Tuğba. Daha önce hiç konuşmadık ama fotoğraflarına ve dünya güzeli kızına bayılıyorum. Fotoğraflarından Thassos'a gittiğini biliyordum, tüyo var mı diye sordum, telefonlaştık, dedi ki
"-öyle mesajla içime sinmez, herşeyi detaylıca anlatmalıyım."
Çok mutlu oldum. Instagramı bu yüzden çok seviyorum, bence sosyal ortamların en pozitifi, hayatıma çok tatlı insanların girmesine vesile oldu.

Cuma, Ağustos 16, 2013

Kuzey Yunanistan - Thassos

 
 
   
İstanbul-Gemlik-Alexandrapolis-Thassos-Ouranopolis-İstanbul araba yolculuğu ama özellikle Thassos sahilleri üzerine öneriler (Part 1)
 
Son dakika patlayan kocanın işi sebebiyle biraz kulağı uzataraktan göstersek de Gemliğin o kaydıraklı havuzunu arşivlere katmasaydık eksik kalırmışız-->özellikle çocuklulara pek tavsiye edilir: Atamer Hotel --> harika manzaralı, güzel yemekli, tam bir çocuk dostu otel
 
 
 
İpsala sınır kapısından araba ile geçebilmek çok rahat, herkes bunu soruyor, Schengen Vizesine ek olarak Turing'den temin edilecekler var sadece:
Çok basit bir işlem, hem kendiniz gitmeden başkası da sizin adınıza halledebiliyor, ayrıca Ipsala sınrda da temin edilebiliyor aynı dokümanlar, ama bir an önce yola devam etmek istiyorsanız, önceden hazırlıklı olmakta fayda var.
 
ONEMLI NOT:Başımızdan bir kaza geçtiği için konuda uzmanlaştık maalesef, uluslararası trafik sigortası karşı tarafa verdiğiniz zaraları karşılıyor sadece, siz kendi olası masraflarınız için ayrıca yurtdışı sigortası yaptırmalısınız ki bu zorunlu değil, biz tamamen tesadüf olarak biten sigortamızı yenilerken yurtdışına çıkıyorken onu da yenilememiz önerilmişti, dönünce iptal etmek üzere, 15-20 TL kadar sadece bir masraftan bahsediyoruz.
 
Gelelim Yunanistan'ın en kuzeyinde Kavala'nın karşısında bulunan Thassos adasına. 2 feribot mevcut, Keramoti'den daha yakın 45 dakikada Thasos merkeze gidiyor, adanın daha güneyinde Limenaria, Potos civarında kalacaksanız --ki en güzel sahiller bu tarafta-- Kavala'dan kalkan 1,5 saat süren feribotu tercih edebilirsiniz, o da Prinos'a yanaşıyor. Martıların yoldaşlığında adaya kadar varıyorsunuz.
 



 
 
 Hizmet sektörü pek gelişmiş olmasa da, yiyecek doğru düzgün bir şey bulmakta zorlansak da sahillerin bakirliği, yüksek sesli müzik gibi gereksiz ve doğayı bozacak etkenlerle kirletilmemişliği muhteşem. Üstelik çok da ucuz. En az 3 gün ayırmalı, çünkü her sahil birbirinden güzel. Bence mutlaka görülmesi gerekenler:
 
Bembeyaz Marble (mermer) Beach :
Adanın çevresini dönen yol çok güzel olmasına rağmen özellikle marble beach yolu hem uzun hem toprak bozuk bir yol, yine de umudunuzu kesmeden yolu takip edin derim :)
 

 
Giola Lagoon :
Malum kayalardan direk denize dalışa geçeceğiniz için buranın da yolu epey zorluyor, arabayı diğer arabaları gördüğünüz yerde bırakmanız tavsiye edilir, aksi takdirde bizim gibi cengaverlik yapıp ileri giderseniz geceyi de orada geçirmek zorunda kalabilirsiniz, çünkü yol çok yumuşak toprak ve engebeli, tekerlek bir saplandı mı binbir duayla çıkarıyorsunuz, benden söylemesi :)


 
 
Alyki Beach:
Burası üzüm salkımlarıyla cenneten bir köşe sanki. İki taraflı bir koy, bir taraf sakin ve kalabalık, diğer taraf -- ki fotoğraflarda gördüğünüz o taraf oluyor-- biraz daha dalgalı ama kimsesiz, bakir.. Benim favorim.
 
 
 
 
 
 
 
Theologos Köyü :
Sahillerin sıcaktan kavrulduğu öğle saatlerinde bir ada köyü görmek, denize kısa bir ara vermek istiyor insan, Limenaria'dan sonraki Potos'tan 15 dakika adanın içerisine doğru bir yolculuk ile bu sımsıcacık ve çok sevimli ada köyüne ulaşıyorsunuz. Daracık köy sokaklarını arşınlayıp, karnınızı da bir güzel doyuracak tavernalarda dinlenebilirsiniz. Orada restauranlara çoğunlukla taverna deniliyor, bizdeki tavernalar gibi değil. :)
 
Folklore Muzesinin bahçesi:
 

müzesini bahçesindeki koccaman incir ağacı altındaki 2 tatlı ceviz-kıran ve yiyen:
 


 
 
foto çekim sırasında sinekle konuşan 2 yaş "-merhaba sinek" :
 
 


Pazartesi, Ağustos 12, 2013

Yet, you keep smiling


yoktuk efenim, türkiye'min geri kalanıyla birlikte tatildeydik, pek spontan bir araba yolculuğu ile komşuya kaçtık, ailecek ilk araba yolculuğumuzdu. hem güzel hem kötü şeyler oldu. macera arıyorduk sanırım, ve bulduk. son gün kaza yaptık. kaza minikti ama nasıl oldu anlamadık sonucu büyük oldu, araba yürümedi, ve biz muhtemelen arabayı yunanistan'da bırakıp gelicez diye düşünürken dünyalar tatlısı otel sahibemizin şu yorumu tatilden çıkardığım ders oldu:

O tatlı yunanca aksanıyla dedi ki:

"I am so sorry for you guys, what happened to you... yet, to my surprise, you keep smiling"
("başınıza gelenlere çok üzüldüm.. ama çok şaşırdım, yine de gülümsüyorsunuz")

bazen önemli olan başınıza gelenler değil, onları nasıl karşıladığınız..

kazasız belasız, az sendromlu haftalar dilerim.. :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...