Cuma, Haziran 22, 2012

Tapınaklar Şehri Bangkok






Bangkok'a gelip de 1 gününüzü tapınaklarda geçirmeden olmaz.
Daha önce başka şehirlerde gördüyseniz bile benzer tapınaklardan "Grand Palace" dedikleri saray kadar büyüğünü görmemişsinizdir
Sağınız solunuz önünüz arkanız altın sarısı rengarenk binalarla çevrili
Baştan sona çok etkileyici
Grand Palace'ın hemen yanında 2 büyük tapınak daha var gezilecek : Wat Arun ve Wat Pho
Bangkok'un en eski ve en büyük tapınağı Wat Pho'da "reclining buddha" Buddha figürü var, boylu boyunca yatıyor
Bir görüp, çevresinde tavaf edip çıkıyorsunuz
Sıcağın ortasında gezmenize rağmen kollar kapalı, bacaklar kapalı
Gözünüzü ayırmadan izliyorsunuz metrelerce yükseklikte ışıldayan ve çınlayan tapınakları
Şehre ilk geldiğinizde ilk göze çarpan şeylerden biri oluyor tapınaklar
ve ilk görüş çok etkileyici
Yanlız itiraf ediyorum o 1 günlük gezinizden sonra başka da görmesem olur diyorsunuz :)

Yazın şemsiye taşıyan Asyalı kadınları pek sevimli bulmakla birlikte azıcık güneşten ne zarar gelir derdim hep
Hayatımda boyunca fotoğraflarda gördüğünüz otantik şemsiye kadar hem anlamlı hem güzel bir şemsiye taşımamıştım
Bebek için de güneşten kaçmanın tek yolu oldu, güneş tam tepede ve cayır cayır olduğundan
Gezimizin ayrıca en eğlenceli elemanı oldu kendisi ilerleyen zamanda da

Bangkok'a geldiğimizi ilk söylediğimde ablamın verdiği tepki
"Alya ne yiyecek orada?"
Evde kalmamızın verdiği rahatlıkla her sabah yumurta yedi yavrucak
Geri kalan günü ise muz ve meme ile geçirdik, tapınakların içinde, dışında, ortasında :)
Böylelikle kimsenin giremeyeği yerlere girme iznimiz oldu Alya ve benim, çok anlayışlılar bu konuda, bebekli gezmenin ayrıcalıklarından :)
Bebek ile en rahat emzirme döneminde geziliyor
Tecrübe etmiş olduk!

Perşembe, Haziran 21, 2012

Jim Thompson Müze Evi





Amerikalı bir mimar Jim Thompson, 2. dünya savaşı sırasında Tayland'a geliyor, ve Bangkok'a aşık oluyor. Burada yerleşerek ipek üretimine başlıyor, önce Tayland çapında ipek sektörünü canlandırıyor ve ardından Dünya çapında bilinirlik elde ediyor. En son çıktığı yolculuktan dönmediği ve kendisinden haber alınamadığı için de efsane olmuş durumda.
Evi müzeye dönüştürülmüş, ipek üretimi ise devam ediyor, tüm Bangkok'a yayılmış Jim Thompson markalı ürünler, masa örtüleri, yastık kılıfları, çantalar vs. aklınızı başınızdan alacak derecede güzel, ipek, yumuşak, ve renkli...
Fotoğraflarda gördüğünüz yer onun evi, orman falan değil, adamın evinin içi. Tüm Bangkok gibi her yerden fışkırıyor yeşillik, Bangkok'un en etkileyici yönlerinden biri bence. Yeşilin her tonunu her yerde, yüksek binaların arasında, evlerin balkonlarında görmeniz mümkün. Bangkok'taki yerel ev örneklemesi olduğu için değil sadece başlı başına çok etkileyici bir yer olması dolayısıyla Bangkok'ta mutlaka görülmesi gereken yerlerden.
Muson yağmurlarıyla tanıştığımız ilk gün bugün. "Ay aman dur yağmur başlıyor galiba" dememin 2 saniye sonrasında birden yağmur boşalınca kafamıza bir çığlıkla beraber Alya'yı kaptığım gibi kucağımda kapalı yere alınca birden ağlamaya başladı Alya. Sonra uzun uzun anlattım neler olduğunu, korkucak bir şey olmadığını, tüm şiddetiyle yağan yağmura bakarken susması biraz zaman aldı. Şemsiyelerin boyuna dikkat çekerim, Alya'nın 1,5 katı! :)  Alya'nın muson yağmurları ile bu şekilde tanışırken bizde de bir paranoya başladı tüm gezi boyunca, yağmur mu yağacak gibi, aman hemen başımızı sokacak bir yer bulalım, yoksa yandık :)
O minik kırmızı sandaletler de kararsız kaldığım bu yazıdan sonra seçtiğimiz Pampili sandaletlerimiz. Tüm gezi boyunca o sıcakta bize çok destek oldular :) 

Hani bize Asya'lı bebek değişik gelir ya, onlara da Alya çok değişik geliyordu, gezi boyunca birlikte fotoğraf çektirenlerden sıkıştırana envai çeşit insanla karşılaştık, onlarda bir de "superstar" denen bir kavram var, Alya'nın gördüğü ilgiye "aaa superstar" diyerek kıkırdıyorlardı :)

Jim Thompson ile ilgili daha fazlasını merak edenler için buraya bir tık.

Çarşamba, Haziran 20, 2012

Iyi ki doğdun!


Önce dans partnerim,
sonra sevgilim,
sonra kocam,
sonra kızımın babası,
her aşamada hayat arkadaşım
Evren'in doğum günü bugün.
Aşkın tüm cicim halinden kavgalı bir küs bir barışık hallerini dibine kadar yaşadıktan sonra biraz yaşla biraz yaşantıyla birlikte gelen olgunluğun ve dinginliğin tadını çıkardığımız, hayatın bize hazırlamış olduğu tüm suprizleri birlikte karşılamak için tek göğüs olduğumuz bir dönemde şimdi bir de baba oluşunu izlemek bu muhteşem adamın, aşkımı gün be gün katlamakta. Her gün her sabah kızıyla oynayışını izlemek, hayatta hiçbir şeye göstermeyeceği bir tolerans ile kızıyla ilgilendiğini görmek başımı döndürecek derecede mutlu ediyor beni, seyretmeye doyamıyorum.

İyi ki doğdun aşkım, sensiz bir hayat düşünemiyorum!

Salı, Haziran 19, 2012

The Land of a Thousand Smiles


 Yani binlerce gülüşün, güleryüzlü yardımsever insanların şehri : Bangkok
Aynı zamanda
Nemli kavurucu bir sıcağın
Baharatlı yemek kokan sokakların
Aniden--ama gerçekten aniden- bastıran, bardaktan boşalırcasına yağana ve saatler süren Muson yağmurlarının
Evlerini koruduğunu düşündükleri rengarenk çiçeklerle donattıkları büyülü dua köşelerinin
Çingene pembesi taksilerin
TukTuk adını verdikleri minik dolmuşların
Bitmez tükenmez bir trafiğin
Altın sarısına boyanmış tapınakların--başlı başına bir yazı konusu
ve tabi ki
Adım başı irili ufaklı Buda heykelleri ile
Buddha'nın şehri Bangkok

Sadece Alya ile ilk deniz aşırı yolculuğumuz olması bile yeterince özel kılarken Bangkok'u gözümde
Henüz 1 senesini doldurmadan çoktan "yerlileşmiş" olan dünya tatlısı ev sahibemiz canım arkadaşım da gezimizi unutulmaz anlarla doldurdu.
Bizi Sukhumvhit 20'deki residance'ının 33. katındaki evinde kendi evimizde gibi hissettirirken bulduğu her vakitte bizi ancak locallerin bilebileceği restoranlarda en güzel Thai yemekleriyle besleyerek gurme gibi hissettirdi her gece.
Kim daha şanslı, Alya mı, biz mi, Bangkok mu emin olamıyorum.
Çok sevdim ben Thailand'ı,
Siz de çok seveceksiniz eminim önümüzdeki bir kaç post boyunca :) 
Bu sadece başlangıç, tek post asla yetmez Bangkok, Thailand ve adalarını anlatmaya :)

Pazartesi, Haziran 18, 2012

Bebekli Uçak Yolculuğu

Ilk uçuşumuzdu, hem de 10 saatlik uzun bir uçuş! 
Ancak 1 hafta önce başlayan tüm korkularımın aksine gidiş de dönüş de çok rahattı. Yürüme-emeklemenin başlamadığı dönemde işiniz çok kolay ya emiyor ya uyuyor zaten bebek. Ama Alya gibi 14 aylık olmuş, yürüyen ve özellikle yerinde durmayan, oturmayı sevmeyen bir bebek için çok önem taşıyan detaylar:

-Bebek yatağı : En önemli detaylardan biri bu. Baby Basket diyorlar, fotolardan gördüğünüz gibi uzun uçuşlarda havayolu şirketlerinin 2 yaşına kadar olan bebekler için temin ettikleri yatak. Normalde 10 kilo sınır var ama Alya gibi 11 kiloluk bebeği de gayet iyi taşıyacak kadar sağlam :) Ama önceden söylemeniz, istemeniz gerekiyor. Biz THY ile uçtuk, bebek için kendi biletinizin %10 u kadar bir para vermek için TYH ofisine gitmeniz gerekiyor illa, telefonla yapılmıyor. Ve o sırada bilet fiyatı ne ise onun %10'unu ödüyorsunuz, bilet fiyatları hergün arttığı için kendi biletinizi alır almaz bebeğinize de almanız gerek! İşte o bileti alırken ayrıca istiyorsunuz bebeğinizin yatağını da, bunun için de uçakta bölümleri ayıran kısımların en önünde yer veriliyor size. Böylece o kısımlardaki normale göre daha geniş alan da bebek için ayrı rahatlık oluyor, sizin için ayrı, çanta koymak için mesela. Alya mesela yerde çok vakit geçirdi, koltuğa çıktı yere indi derken bunu bir oyun haline getirdi, diyorum ya durmadı yerinde :) Yanlız sadece havaalanında ayırabiliyorsunuz yeri, bu sebeple erken gitmek gerekiyor check-in işlemlerine. Biz kendimizi garantiye almıştık Susu'muz sağolsun içerden rica minnet ayırdık yerimizi ama yine de erkenden soluğu almıştık havaalanında.
-Uçuş saati : Alya gibi gündüz değil ama gece uykuları daha çok ve düzenli bir bebekle gece uçuşu seçmeli, gerçekten de Alya 10 saatin 8 saati uyudu.
-Oyuncak-kitap çantası : Hem gidişte hem dönüşte 10 saatin uyanık kaldığı 2 saatini geçirmek için.
-Yedek kıyafet : Uçak soğuk olduğu için binene kadar teryelebiliyor, ya da uyandıktan sonra terlemiş olabiliyor, ya da üşüyebiliyor.
-Yedek Bez : Uzun uçuşlarda kaçınılmaz, tuvaletlerde alt değiştirme yerleri var, çok rahat ve temiz.
-Bebek Örtüsü-Çarşaf : Aslında uçaktan veriyorlar tabi, hem de poşetten yeni çıkarıyorsunuz örtüyü de yastığı da, gayet hijyen ama yedekte bulundurmakta da fayda var. Zaten artık alışkanlık oldu her yere örtü taşımak benim için, gezi boyunca da en çok kullandığımız eşyalardan oldu.
-Su : Alya artık çok su içmeye başladı, taşımakta fayda var. Uçak kalkarken ve inerken bebeğin kulağı tıkanmasın diye de kullanılabileceklerden, emzik, emzirme, ve ya yiyeceği herhangi bir şey gibi. Bu konuda ayrıca zamanlama çok önemli, uçak hareket etmeye başladıktan sonra önündeki diper uçakların kalkmasını bekleyebiliyor 10-20 dakika, kulak tıkanması ise uçak havalanırken olan bir durum, dolayısıyla bu sırada oyalamak gerekiyor ki tam gerektiği uçuş anında bebek ilgisini kaybetmiş olmasın memeye, suya ya da emziğe!
-Bebek arabası : Uçağa son ana kadar götürebiliyorsunuz, hem siz hem bebek rahat ediyor, uçakta verip sonra bavullarla birlikte geri alıyorsunuz, hem havaalanında hem de tüm yolculuk boyunca en önemli eşyamızdı bizi rahatlatan. Iyi ki anakucaklı formattan baston denilen hafif versiyona geçmişiz dedik sürekli.
-Fast Track : Havaalanlarında kuyruk çok olabiliyor, bebekli olduğunuz için sizi fast track yazan ayrı bir yerden geçiriyorlar, bebeğinizi yanınıza aldığınız için mutlu olmanız bir sebep daha ekleniyor.

Ayrıca bu konu ile ilgili çok faydalandığım 2 blogcuyu da okumanızı tavsiye ederim uçmadan önce:

Perşembe, Haziran 07, 2012

Uçaktan korkar mısınız?


Ben korkmam.
dı.
Alya'dan önce
Peki ya şimdi?
Gözü kara, maceraperest ben!
Uçaktan korkuyorum
Neden?
Çünkü Alya girdi hayatıma.
Ahh bebeği doğar doğmaz koruma içgüdülerine bulanmış anaç ben!
Minik bebeleri alıp yolculuğa, tatile çıkan, bin kere uçaktan uçağa dolaştıranlardan ol(a)madım ben/biz.
Ne araba ne uçak ile çıkarmadık bebeğimizi sıcak yuvasının dışına
1 yaşına kadar
Sonra Eskişehir'e gittik.
Orada bir rahatlayınca--fazla rahatladık galiba!--şimdi sıra uçmaya geldi
Ve bilirsiniz korkuyu yenmenin en kesin yolu
Yüzleşmektir
Sen misin yüzleşmesi gereken
10 saatlik uçuştan sonra korku morku kalmaz heralde degil mi?!
Heh evet bir de vur diyince öldüren ben!
Olmaz mıydı 1 saatlik bir yoluculukla başlasam ilk uçuşumuza
Olmazdı
Olmadı.
İşte böyle, gidiyoruz bu gece
Havaalanı ve yolculuk kelimelerini duydum ya
İçim kıpır kıpır yine :)

Kendimi düşünüyorum da,
İlk kez uçağa lisedeyken binmiştim
Kıyas kabul etmez günümüz çocuklarıyla
1 yaşında dünyanın diğer ucuna giden
20 yaşında neler yapacak inşallah
Kim bilir...

Sağlıcakla kalın bir hafta...

Photo:MatkirschPhoto

Çarşamba, Haziran 06, 2012

BabyShower




ve artık O da bir anne, hem de geçenlerde mutfak macerasını yazdığım müthiş mizah duygusu olan anne :)


Yakın arkadaşlarımın arasında ilk bebeği olan bendim, iş yerimdeki baby shower'ım her hamileye yapılan pek güzel bir aktiviteye dönüşmüş durumda ancak yakın arkadaşlarımın yaptığı baby shower  bir çok arkadaşım için ilk defa duydukları bir aktivite oldu ve kızkıza herhangi başka bir buluşma şeklinde geçmişti, ama şimdi artık yavaş yavaş çocuklu buluşma günlerine dönüşmekte çevremdeki baby shower'lar.

Baby shower'ın amacı doğduktan hemen sonra kullanmayacağı bilinmesine rağmen yine de yapılan bebek odası ile aynı amaca hizmet ediyor bence: hamile anne adayına moral vermek, destek olmak ve olduğundan daha da mutlu etmek. Günün sonunda zor bir süreç onu bekliyor, aylar sonra işin uzmanı olacak ama bebeği eline verdikleri gün dünyanın en acemi insanı gibi hissetmesi içten bile değil.

Bebekler dünyanın en fotojenik varlıkları değiller mi!?

Beşbuçuk


Ben ne kadar politika sokmak istemesem de buraya, bir iki haftadır gündem yüzünden vallahi içim şişti! En azından şunun için imza atmadan geçmemek gerek, gerçekten de ilkokul için beşbuçuk çok erken, yazık günah... belki fark yaratabiliriz azınlık da olsak :
http://imzakampanyam.com/ilkokul-icin-5bucuk-cok-erken-2-imza-kampanyasi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...