Pazartesi, Ekim 08, 2012

Bir babanın bakış açısı


Yakın arkadaşlarımızdan birine aşağıdaki satırları yazarken Evren, ben de "cc"deydim, içimi ısıttı benim, hiç değiştirmeden sizinle paylaşıyorum bir babanın, üstelik çocuk sahibi olmak konusunda epey korkuları olan bir babanın duygularını. Annelerin biyolojik saati çalışıyor, tık tık ediyor saat vakti gelince evet ama peki ya babalar nasıl veriyorlar bu kararı, nasıl hazır olur / hazır olduğunu anlar bir baba çocuk sahibi olmak için? Bildiğim tek şey babaların daha mantıklı baktıkları duruma, diğer herşeyde olduğu gibi, artı eksi hesabı yapıyorlar, ama görünen o ki bu hesabı çocuk sahibi olduktan sonra yapmak en doğrusu :

"Bebekten önceki ruh halimi hatırlıyorum, şu fark dikkatimi çekiyor:
Hmm artısı - eksisi nedir?
Eksisi : Bebek yapmak, bakmak, çok zor. Hayatın değişecek, o olacak bu olacak.
Artısı : Çok seveceksin.
Nasıl bir denge bu.
Hiç akıl işi değil...

Diyordum.

Ama bu paradigma genel anlamıyla doğru olmasına rağmen öncesinde anlayamadığım şey artıya yazdığım "çok seveceksin"'in ağırlığıymış.
İnsan sevmeden bilemiyor, onun için artı taraf hafif görünüyor.
Hayatına çok seveceğin "bir şey" sokuyorsun ve bu evde mıncıklamanın çok ötesinde hayatının her alanında artı olarak dönüyor.
Aksilikler eskisi kadar büyük görünmüyor.
Sevginin verdiği bir genel mutluluk, kafanı boşaltabileceğin güzel bir imkan veriyor.

Yani bebek sahibi olup, önceden tahmin edilen ama tüm boyutları ile anlaşılamayan bu duyguları, hayata bakış açındaki değişiklikleri yaşamadan terazinin artı tarafını doğru tartma imkanı olmuyor gibi geliyor bana, en azından bana olan buydu.."

Perşembe, Ekim 04, 2012

Haftanın Yeni Oyunu



Herkese günaydın, güzel bir perşembe olsun!

Bu hafta yeni oyunlar haftamızdı bizim. Başladık ufak ufak aktivitelere, yaşasın!!!

Sevgili İlknur burada bahsettiğinde kürdanları kağıt tabağa saplama aktivitesinden, çok beğenip kafama not almıştım, ama Alya'nın kürdanları dağıtma merakından, ve kürdanların sivriliğinden ürküp henüz bizim için erken olduğunu düşünmüştüm.

Adım adım paketimizdeki çubuk aktivitesini pek güzel ve merakla yapınca Alya dedim ki bir deneyelim. İlk denediğimiz sabah ben evden çıkarken arkamdan bakmadı bile Alya, çubukları tabağa geçirmekle çok meşguldü minik eller, ben de aklım evde kalmadan işin yolunu tuttum.

Buarada çocukların bazı yaptıklarına akıl sır ermiyor, Alya'nın tabağa kürdan saplama aktivitesindeki yatış pozisyonu gibi! Tabaktaki deliklerden anlaşılacağı gibi ilk sefer yapışı değil bu, dolayısıyla ilk yaparkenki hazır olda duruş yerini yoga tarzı yerde yatışa bırakmış durumda, ayağın biri bir uçta, diğeri öteki uçta! Bir insan nasıl böylesi bir pozisyonda böylesine rahat yapar bu aktiviteyi, bilemiyorum ben, ya siz?
Ahh bebekler ve esneklikleri!

Çarşamba, Ekim 03, 2012

Merhaba demeden biten giden 17.ay


17. ayın sonuna doğru Alya 12-18 döneminin en hızlı gelişim sürecini geçiriyorken Adım Adım paketimiz geldi, burada bahsetmiştim. Normalde akşam iş dönüşü kucağıma atlayan Alya kucağımda renkli kutuyu görünce kutuya atladı bu sefer: "açayım, açayım"

Süpriz kutumuzun içinden 2 tane kitap, 5 adet çubuk, 2 ayrı tarz kart, bir boy ölçme kağıdı, bir adet de minik bebe şampuanı çıktı.

Kitaplardan biri aktivite kitabı, 17. ayın ve banyonun özelliklerini tanıtıyor, ama esas bu kitabın en güzel kısmı çubukları deliklerden geçirme oyunu bence. İlk ben yaptım, sonra o minicik parmaklarının hepsiyle birden tutmaya çalışarak O, ilk yapışında her çubuk için ayrı bir sevinç çığlığı atarak.

Diğer kitap çok meşgulüm adında, minik bebekler aktivite yaparken görülüyor, yanlız Alya'ya göre hepsi aynı şeyi yapıyor: uyuyor! Çünkü çok basit hepsinin gözleri kapalı!

Kartlar ise Alya'nın favorileri. Traktör kelimesini bilmiyordu, onu da öğrendi şimdi kartlardan artık yabancılarla konuşmaya hazır! Montessori metodu diye bir kitap okuyorum şimdi, önsözünde diyor ki çocuklarda "emici zihin" vardır:

"iki yıl sessiz sedasız oturup birden çevrelerinde konuşulan dili kusursuz grameri, telaffuzu ve bütün ayrıntılarıyla konuşmaya başlamak hangi yetişkinin harcıdır?"

diyor, gerçekten çok etkileyici bir şekilde öyle değil mi!? Alya "s" harfini söyleyemiyordu örneğin, "aslı" için "aklı" diyordu, ya da "aslan" için "aklan", nasıl olduysa dün birden söylemeye başladı, tabi 10 kere tekrar ettirdik sonra, bir daha söyle bir daha söyle diye, bazen kim çocuk kim yetişkin ayırt etmek güç.

Salı, Ekim 02, 2012

Bugün tam 1 sene oldu..


...ben işe başlayalı. Sanırım yavaşça, ama çoook yavaşça alışmak üzereyim--hala tam alışmış değilim!-- bu çalışan anne kavramına. Türümün pek ender bir örneğiyim kabul, ama dinlenmek için işe koşa koşa gelen bir anne olmayacağım, biliyorum artık bunu. Hala öğlenleri emzirme bahanesine! kızımı görmekteyim, artık neresi olursa alışveriş merkezi, sahil, ev, hatta çok işim olduğumda ofisimin önü--annem babam sağolsunlar. Ama o yarım saat illa da görüyorum kızımı her Allah'ın günü, gün içinde sürekli anne-çalışan kadın kimlikleri arasında gidip geliyorum. Bir "switch" modum var, açıp kapayıp duruyorum.

Tam da ben bunları düşünmekteyken okudum Mehtap Erel'in röportajını, düşünce tarzı ve bunu dile getirişi çok hoşuma gitti, özellikle şu satırlar:

"Hiçbir şey mükemmel değil. "Gün batımında çimen kokan bahçemizden kendi ektiğim naneleri toplayıp, limonatamıza koyup kocam bana aşk sözcükleri fısıldarken, kelebek kovalayan oğlumuzu verandamızda izliyorum." tadında bir hayatım yok ve böyle bir derdim de yok. Sağlıklıyız, biraradayız, bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Hayat mükemmel değilken ben mükemmel olmak için popomu yırtamam."

Ne diyorsunuz, mutluluğa giden yolda çok güzel bir yaklaşım değil mi!?

Röportajın geri kalanı alternatifanne de.
"Free as a bird" foto kaynak : aldariart

Parti Fotoları

Beklenen fotolar geldi! :) Tüm yorumlarınız için çok teşekkürler, cuma akşamı 8'de motorla karşıya geçerken yanıtladım bir kısmını, rutinden çıkan böyle bir geceme eşlik ettiğiniz, heyecanımı artırdığınız için çok mutluyum, fotoları da sizinle paylaşmak için sabırsızlandım anlaştığımız gibi :)

Bu kısım partiye hazırlık, iş çıkışı karın doyurmaca fln:


Ve renklerden, çılgın peruklardan, aksesuarlardan da belli olacağı gibi 80'lerde bir parti--buarada bu saçı çok sevdim ben, küt, siyah, dolu dolu kahkül, siz dersiniz? :) Evren de fötr şapkası, o sevimli (düğünümüzde takmış olduğu) papyonu, yeleği ve purosuyla biraz 70'lerden takip etti bizi, elimizdeki malzemelerle bu kadar oldu :)

Bu kadar kalabalık olup--65 kişi!-- bu kadar çok insanın konsepte uymaya çalıştığı bir partide bulunmamıştım daha önce, ortamın enerjisini ne kadar arttırdığını anlatamam size! Herkes gerçekten 80'lerde hissediyordu kendini! :) Fotoğraf çekmediğimiz her saniye dans ettik!




Mekan Taksim Odakule'nin yanında "in the van" diye bir yer, 65 kişi mekanı kapadık tabi, çok rahattık, beyaz flashlar sizi yanıltmasın, süper havalı, disko toplu tam bir 80'ler ortamıydı:




Her yeni anne-babanın bu tür kaçamaklar yapması, rutini bozması lazım, bünyenin de-şarj olması için. O bir gece kacamağı size 2-3 günlük uykusuzluğa mal oluyor o ayrı ama olsun, yapmak lazım fırsat ve gece bebeğinize bakıcı buldukça, şiddetle tavsiye edilir! :)

Cuma, Eylül 28, 2012

80s

"Alper dışarı çıktı"
dedi Alya dün akşam, ilk 3 kelimeli cümlesini etti--kaç kelimeye kadar saymaya devam edeceğim bilmiyorum :) artık hiç durmadan konuşan bir bebeğimiz var evde, çok eğlenceli, o kadar ki evimizin erkeği bazen haberleri duymakta zorlanıyor akşamları  :)

Haftasonu planlarınız nasıl? Biz bu akşam bir arkadaşımın doğum günü partisine gidiyoruz, aylar sonra! ilk defa gece çıkıcaz ve Alya'yı--Allah bilir nasıl olacak ama--bırakıp gidicez(geceleri de çıksak genelde hep onu da götürüyoruz yanımızda ama bu ortam pek uygun değil) Konseptli bir bar ortamı: 80'ler!

80'lerde doğduğumdan mıdır nedir dönemin müzikleri, giyim tarzları, Madonnasıyla en çok sevdiğim dönem 80'ler. Günlerdir tartışıyoruz arkadaşlarımızla ne giyeceğiz diye, internette araştırdık ilham almak için. Çook eğlenceli çok çılgın değil mi!?! Sizin en sevdiğiniz dönem hangisi, 70ler? 80ler? 90lar?

Herkese mutlu bir haftasonu dilerim!








Perşembe, Eylül 27, 2012

50s

Yıl 1955




Yıl 2011

Dünyanın en tonton annanesi, annanem dün öğleden sonra elinde bu fotoğraflarla çıkageldiğinde sevinçten havalara uçtum, şu hayatta en değer verdiğim şey sevdiklerimse ikinci sırada onlara dair anılar yer alıyor. 

Bu tarz vintage fotoğraflara da zaten bayılıyorum, çok özel çok güzel değiller mi sizce de? 1955 senesinde annanemin elbiselerinin güzelliğine--kendi dikermiş!, duruşunun asilliğine, cildinin kaymaklığına hayran kaldım.

Pozlar hep yan buarada farkettiniz mi! Daha özenli, daha kıymetli sanki herşey o dönem. Sizin de var mı annenize, babanıza, büyüklerinize dair böyle harika fotoğraflar? 

Çarşamba, Eylül 26, 2012

Burası bir mutfak dolabı

Burası bizim mutfak, fırının altındaki dolap artık Alya'nın dolabı. Dolabın sakinleri şatonun sakinlerinden adam(kral ve soytarıya bu şekilde sesleniyor Alya) ve kız(kraliçe ve prenses) ile Alya.

Küçükken en sevdiğim oyunlardan biriydi çadır kurmak, masaların sandalyelerin üzerine büyük örtülerden örtüp kendime ev yapmak, evin içine girmek çıkmak. Kim sevmez ki? Gerçekten kim? Alya da çok seviyor,  oyuncaklardan çok dolabın içine girip çıkmaya, orada saklanmaya bayıldı. Dolabın amacı olan annenin mutfaktaki işleri halletmesi biraz uzuyor kızını seyredaldığı için ama olsun. Bebekliğinden beri pek öyle kendi kendine oyalan(a)madığı için bu dolapta çok uzun sürmese bile kendi kendine oynaması çok hoşuma gidiyor.

Merak ediyorum acaba kendi kendine oynama öğrenilen bir şey mi yoksa doğasında mı olmalı çocuğun, ne dersiniz? Haftasonu bir arkadaşım bahsetti, oğlu 4,5 yaşında yeni başlamış yuvaya ve oyuncaklarını çok özlediği için ancak kendi kendine vakit geçirmeye başlamış evde.  Sizin çocuklarınız ne zamandan itibaren kendi kendilerine oynadılar uzun süreler?

Not : Şato Özgecan ve Alper'in 1 yaş doğum günü hediyesi, benim aklıma böyle bir şey almak gelmezdi ama şuanda hayatımızı/dolabımızı onsuz düşünemiyorum, çok teşekkür ederiz bir kez daha!

Salı, Eylül 25, 2012

İyi cüceler'de bir tatlı Masal Perisi


İyi Cüceler Caddebostan'da tatlı mı tatlı rengarenk bir çocuk kitapçısı. İçeri girince kendinizi kaybettiğiniz, nereye baksam şaşırdığınız sihirli mekanlardan; 0 yaştan itibaren kitaplar, birbirinden ilginç hiçbir yerde görmediğiniz oyuncaklar, ve yaratıcı aktivitelerle dolu! Her pazar günü öğleden sonra da saat 4'te pazar okumaları yapıyorlar, bu haftaki okumada da bizim masal perimiz vardı:  Aytül Akal.

En minik okuyucusu Alya da oradaydı! Alya büyüdükçe daha çok peşinden koşar olduk babannemizin, hem boş hem dolu zamanlarında! :) Alya ilk defa babannesini böyle çocuklarla dolu bir ortamda hem de masal anlatırken gördü, en başta olanları kavramaya çalıştı, tabi ki çok kısa sürdü bu gözlem, hikaye bitmeden bizimki ortalarda
"-babanneeee, balon balon" diye konuşmaya başlamıştı ki kapının önüne bir kedicik geldi! ve kediciğe eşlik eden Alya'nın 11aylık minik yakışıklı arkadaşı:Yiğit.

Babannemiz çok büyük bir keyif ve heyecanla, en az O'nun kadar heyecanlı ve dikkatli 4-6 yaş aralığındaki çocuklara Ormandaki Apartman masalını anlattı intereaktif bir şekilde. Çocuklar katılımcı bir şekilde masalın içine girmişken her bir veli nasıl da merak ve dikkatle çocuklarını gözlemliyordu, sanırım bu hayat boyu böyle değil mi, çocuklarımızın mutluluğunu görmek için her yaptığımız.

Çok güzel bir ortam, çok güzel bir aktiviteydi. İyi cücelere, tatlı ev sahiplerine çok teşekkürler!

3+ yaşındakiler için haftaiçi el işi, boyama, marangozluk, tasarım vs aktivitelerine nasıl sabırsızlanıyorum anlatamam. Sizin ufaklık yeterince büyüdü ise ve ilginizi çekerse kendi sitelerinden aktivite detaylarına bakabilirsiniz.

www.iyicüceler.com

Pazartesi, Eylül 24, 2012

Binbir teşekkürler!

Serdar Tuncer, Florance Nightingale'de çalışan Türkiye'nin en iyi plastik cerrahlarından biri, uzmanlık alanı el cerrahisi. Aynı zamanda burada dramatik bir şekilde anlattığım Alya'nın elini cam kestiğinde gerekli operasyonu yapan dünya tatlısı, güleryüzlü, duyarlı, güvenli, ve işini çok iyi yapan sevgili kuzenim. Şimdi ailecek! atlattık çok şükür olayın dehşetini üzerimizden. Hayat yine sakin ve güzel. Bunu Serdar'a borçlu olduğumuzu düşünüp bir de sizin huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum, sadece doktor olarak mükemmel bir iş çıkardığı için değil operasyon ve pansumanlarla 1,5 ayımızı alan tüm süreç boyunca yanımızda olduğu için.

İnsan minnetar olduğu birine ne yapsa da teşekkür edebilse, kendisi için yaptığının nasıl etse de karşılığını verebilse bilemiyor. Karşılık beklendiğinden değil kesinlikle ama minnettarlık duygusunun yoğunluğundan mutlaka bir şeyler yapıp anlatmak, göstermek hiç değilse mutlu edebilmek istiyor karşısındakini. Hele de bu ailenizden kendi kanınız canınızdan olunca yerlere göklere sığdıramıyorsunuz içinizdekileri, dışınıza yaşıyor.

O gün Serdar olmasa kanadı kırılmış kuş gibi çaresizlikten bir hastanenin acilindeki pratisyen hekimin eline bakıcaktık gece geç saat olması sebebiyle. Zaten memleketimin doktor manzarası belli, 3 doktorun söylediği birbirini tutmazken insan kime ne kadar güveneceğini asla kestiremiyor.

Biz çaresizlik içinde kıvranırken Serdar'ın gecenin 10'un gelip elimizi tutmasını, ameliyat saati 3'e kadar oğlu ve hamile eşi evdeyken bizi ameliyat saatine kadar yanlız bırakmayışını, ameliyat öncesi ve sonrasındaki rahatlatıcı duyarlı tatlı sözlerine eşlik eden içten davranışlarını, pansumana gittiğimiz her seferinde aynı tatlılıkla, güleryüz ve özenle ve dikkatle bakım yaparken bir yandan Alya'yı oyalamasını --nasıl desem-- hiç ama hiç ama hiç unutmayacağım.

Alya şimdi arada eline bakıp "uff ufff" diyor, doktor abi ne dedi dediğimizde de "bittiii" diye cevap veriyor. Allah ve melekler bütün bebeleri korusun.


Belki birilerinizin --inşallah gerekmesin-- işine yararsa diye kuzenimden ve kuzenimin anlattığı teknik bilgilerden aktarmak istiyorum:

 - İstanbul'da(Maalesef yaşadığımız şehir olduğu için bilgim bu şehirle sınırlı) 2 tane mikro cerrahi konusunda uzman hastane varmış, biri Gaziosmanpaşa diğeri Tem hastanesi.

 - El kesiklerinde aşırı kan çıkıyormuş, ürkmemek gerek ama durdurmak da gerek bir an önce, üzerine sert bir şekilde bastırmak müdahale edilene kadar çok faydalı ve gerekli.

 - Çok derin ise kesik öncelikle içerde cam parçası kalmış olma ihtimaline karşı, ve daha da önemlisi sinir ya da tendon zarar gördüyse dikilmesi gerekliliğinden dolayı operasyon yapmak şart.

 - Ellerini kıpırdatmadan duramayacak kadar küçük çocuk/bebeklerde bütün anestezi ile operasyon şart, operasyon için en az 6 saat bir şey yenmemesi şart.

 - Mağazalardaki açılıp kapanan kapılara dikkat, Alya da dahil çocukların çok dikkatini çekiyor, ama kuzenimin anlattığı ellerin üzerine kapanan kapı vakasından sonra en çok korktuğum şeylerden biri haline geldi, aman dikkat!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...