Pazartesi, Kasım 25, 2013

Bir kadını ortadan ikiye böl...

 
Bir kadını ortadan ikiye böl…
Yarısı annedir,
Yarısı çocuk,

Yarısı sevgili
Yarısı aşk..

Duyanlar bunu bilmez,
Görenler anlamaz bunu!

Yarısı rivayettir,
Yarısı gece.

Cemal Süreyya
 
Bir önceki çelişkiler ile ilgili yazım ve ruh halim üzerine cuk oturdu Cemal Süreyya'nın bu satırları ve @portakalmavi 'nin instagramına koymuş olduğu bu muhteşem resim. Çok beğendim çok.
 
Herkese iyi haftalar...
 


Çarşamba, Kasım 20, 2013

Nardis Jazz Bar ve annelik çelişkileri üzerine


Tam 1 sene önce bugün yazmışım, artık Alya'nın da çok yakın arkadaşı olan Ceyda'nın kendi doğum gününde Nardiss'de şarkı söylemek için bizi çağırdığı harika gecede, taslaklarda buldum şimdi, yayınlamamışım, ama şimdi okuyunca bir yandan çok tanıdık geldi bazı sahneler,diğer yandan 1 senede aslında ne kadar değişmiş hayatımız, güldüm kendi halime...Özgürlükler, kan ter içinde kalmalar, uyku ile unutulanlar ve özellikle her an ve sürekli içine düştüğümüz çelişkiler üzerine...
 
 
İlk yarı aklımdan geçenler--Alya uyku saatini çoktan geçmiş, yorgunluk hiperaktivitesine tutulmuş durumda:


Allah'ım ne akla hizmet getirdik bu yerinde durmaz çılgın veleti bu minnacık caz bara! Ne düşünüyordun ki Nazlı! Caz bar ya bu, bildiğin loş ve canlı müzik ortamı, bir de dar, bir de üst katı ve yüksek yüksek merdivenleri var. Ama olmaaz Nazlı hanım o çok görmek istediği ve senelerce beklediği caz barı görmek için Alya'sının 1,5 yaşına gelmesini beklemiş, daha da bekleyemez! Hadi bekleyemedin madem, madem totonu tutamıyorsun evde, kızını bağımsızlaştır kendinden de sakin ev ortamından uzaklaştırma, çocuğun canı çıkıyor ayrı, senin canın çıkıyor ayrı. İyi ki arkadaşların da geldi bari, iki çift laf edemedin, ne anladım ben bu işten, Nardiss'e gittim diyebilmenin, dekorasyonunu görebilmenin dışında. Kan ter içinde de kaldın emziricem diye zaten. Offf Nazlı bu son olsun!

Buarada Alya'nın sesi şarkı söyleyen arkadaşımız Ceyda'nın sesini bastırdığı bir anda ben sandalyeyi devirip ondan da yüksek bir ses çıkardıktan sonra arkadaşımın yorumu:

"Alya gayet normaldi, sen panik yaptın!"

       İkinci yarı aklımdan geçenler--Alya arabasında mışıl mışıl uykuya dalmış durumda:

Allah'ım ne iyi yapmışız da gelmişiz, Ceyda'nın ne de güzel sesi var, insanı pozitif bir ruh hali kaplıyor. Ortam nefis, çok keyifli. Ohh arkadaşlarımı da görmüş oldum, sohbet harika. New York'ta bir yer altı caz klüpte gibiyiz. İyi ki yukarıya oturmuşuz, hem Ceyda'yı hem de kuş bakışı tüm müzisyenleri görüyoruz buradan. Alya'yı da iyi ki yanımıza almışız, uyandı mı, nasıl uyudu, koşarak mı dönsek napsak derdimiz yok ohh hayat yine çok güzel--burada bir kuş cıvıltıları eksik--

Kıssadan hisse: Annelik baştan sona çelişkiler yumağı demek ve kan ter hep geçiyor günün sonunda bebeğiniz uyuyunca, sabır tek ve belki de en ihtiyacı(m)ız olan.


Çok merak ediyorum siz de yaşıyor musunuz aynı çelişkileri gün içinde, hatta aynı saat içinde bile?

Pazartesi, Kasım 18, 2013

Ayna

 
 
 
 
 
 
 
 


 

Kasım ayı drama üstüne drama yaşatırken sevgili dostlar biraz kafa dağıtmak için uzaklara gidesim geldi bugün. Ekim ayındaki bayram tatilinde süpriz bir KazDağları gezisi yapmıştık, devamında da Cunda'da konaklamıştık son gün. Cunda'dan tam ayrılmak üzereyken karnımızı ve zihnimizi bu güzel yer ile doldurduk, sizi de buyur edeyim, bir sonraki Cunda ziyaretinizde denemeden geçmeyin.

Cunda Ada'sının merkezinde bu yeme-içme-oturma mekanı "Ayna". Sade, beyaz-mavi-ahşap dekorasyonu ile çok dinlendirici bir yer. Incecik porselen tabaklardaki sunumlar da pek elegan. Ada'nın merkezinde olduğu için yemeği beklerken, ya da yemek sonrası sohbet sırasında yerinde duramayan bir ufaklıkla çevreyi, incik boncukçuları, Cunda'nın tatlı taş sokaklarını dolaşabiliyorsunuz.

Sadece benim değil, birlikte gittiğimiz 4 kişinin de favori yemeği "Paella" oldu. Kendileri deniz mahsüllü bir ispanyol yemeği aslında, ama deniz mahsüllerine karşı çıkanlar safranlı pilavın içinde  tavuklu ya da etli de deneyebilir.


 
 
Cunda gibi yazlık mekanlara bir de denizin soğuk olduğu "off-season" 'da gelmek gerekirmiş, başka bir yanını keşfediyorsunuz, biraz daha sakin, biraz daha melankolik, yazın curcunasında arka planda kalan yaşayan yönünü görüyorsunuz ada'nın.

Gezgin ruhu olanlara, haftaya hayal ederek başlayanlara ithafen...

Salı, Kasım 12, 2013

Hayat bazen planladığın gibi değil

Gecen hafta...

Pazartesi sabah saat 8:
bakıcımız " ben gidiyorum"
ben "neden?"
çok sevdiğimiz, sigortasını bile yaptığımız bakıcımız "ben gidiyorum" diyerek ağlayarak çıkıp gidiyor. şok içinde evren gidiyor işe, ertesi gün de o kalır ben işe giderim düşüncesiyle, ailelerimiz yoklar şehirde. acizlik, çaresizlik içinde kıvranmaca, ya sabır.

her arayana sinir bozukluğu içinde ağlayarak, diğer yandan alya'ya yansıtmamaya çalışarak geçiyor gün, teyze anane sıcaklığında diğer yandan. böyle zamanlarda yanlız kalmamak gerekirmiş, öğreniyor insan. pazartesi pazarına çıkıyorum, terapi niyetine, iyi geliyor şaşırtıcı bir şekilde. ama en çok da henüz üniversiteye başlayan kuzeninim yerinde olmak istiyorum o gece, biraz ağır geliyor yarının belirsizliği.

Salı sabah saat 8:
annemler apar topar geliyor şehir dışından. bakıcıdan ses seda yok. bitti bu iş. planlar, plansızlıklar.. işe giderken veda konuşması yapmak ve en nihayetinde pek çok emeği olan 2 seneye teşekkür etmek için telefon açıyorum.
bakıcımız "nazli hanım, ben şimdi çayımı içip geliyorum" diyor birden, pek duygusal mı oldu acaba konuşmam??
ben "e peki dün ne olmuştu, şimdi ne oldu" demeye korkuyorum, muhtaçlıktan. "çok sevindim" diyebiliyorum sadece.

Çarşamba sabah saat 8:
bakıcımız geliyor, sarılıyoruz, önemli bir toplantıya gidiyorum.

Perşembe sabah saat8:
uçaktayım, antalya yolcusu, kızımı babasına ve bakıcımıza emanet ediyorum, bizi 2 gün önce yüzüstü bırakacak olan, hani.

Cuma sabah saat 8:
uzun sürecek olan toplantılar silsilesine girmeye hazırlanıyorum.

Cumartesi sabah saat 8:
az uykuya rağmen erken kalkıyorum, bir kaç saatim var, güneşin peşine takılıyorum, sahile götürüyor beni, kasım güneşinde kumlara ve denize değiyorum. eşeğini kaybedip tekrar bulmuş olmanın şaşkınlığı halen hakim. sessiz bir kaç saat hoşuma gidiyor. senelerdir bu saatte olmadığım bir yerde olmak, geçen haftayı üzerimden silkelemek, hayata kaldığım yerden devam etmek için enerji topluyorum.




Pazartesi, Ekim 28, 2013

Zara Kids 2013-2014 Kış Koleksiyonu

Bayıldım bu kışın pastel renklerine. Alya'dan sonra Zara'yı daha bir sever hale geldim ama kendim için değil minicik hanımefendiler ve beyefendiler için. Zara koleksiyonundan kalbime dokunanlar :








Buarada 2,5 yaş kıyafet açısından tam bir geçiş dönemiymiş. Hani miniklerin reyonunun küçük gelip yetişkin reyonunun büyük geldiği, üzerine doğru dürüst hiç bir şeyin yakışmadığı ergen dönemi gibi aynı bebekliğin de 2,5 yaşı.  Çok zor. Siz nasıl geçtiniz/geçiriyorsunuz bu dönemi bilmiyorum ama ben zorlanıyorum :)

Bu da bizim minik modelimiz, Zara için çekimlerimizi Moda'da gerçekleştirdik :)












Iyi ki varsınız

Tüm pazar kafamda bu şarkı dönüyordu :


Süper babanne / Seni çok seviyoruz

Babannemiz bize üstüste 2 gece hediye etti, kocamla başbaşa 2 gece. Sıradan 2 gece. Sinemaya gittik, son vapurla avrupa yakasına geçtik, arkadaşlarımızla gece dışarı çıktık, sarhoş olduk, kesintisiz uyuduk, sabah "alarmsız" uyandık... Öyle iyi geldi ki. Meğer böyle kaçamaklar ne kadar güzel oluyormuş.

Emzirmenin sonlanmasıyla gelen bir özgürleşme hareketi var bizim evde, herkes özgürlüğünü ilan etti, Alya da dahil--babannede kalma teklifi ondan geldi, her 2 gece de!--

Bu vesile ile hem babanneye hem de annene ve dedemize sonsuz teşekkürlerimizi sunmak istiyorum, hem Alya'nın hem de anne-baba olarak bizim sağlıklı bir ruh hali ile bu döneme gelebilmemizde çok büyük emekleri geçen, ne zaman ihtiyacımız olsa hiç düşünmeden yanımızda gelen, sevgisini esirgemeyen, sabahlara kadar bekleyen, gece-gündüz programlarını bize göre ayarlayan fedakar ailelerimiz, iyi ki varsınız,
sizi çok seviyoruz!




Cuma, Ekim 25, 2013

Yulaflı Tarçınlı Pekmezli Kurabiye




Yulafa tarçına tarife dalmadan önce akal ailesi için çok heyecanlı bir sabah olduğunu söylemeden yapamayacağım. Alya 1 haftadır babannesinde uyumak istiyor! Evet evet biz zorlamadan, başka planlar yapıp da onu kandırmaya çalışmadan kendi gece orada kalmak istedi! Şuana kadar onu hiç bırakmadığımız için heyecanımızı anlayabilirsiniz :) Tabi bu bir ilk olduğu için gecenin bir körü her an bir telefon gelmesi ihtimalini de göz önüne alıyorum, olsun, denemeye değer :)

Esas konumuza dönersek evde bir kurabiye canavarı var ise ve tüm gün kurabiyeden başka bir şey yemeyebilecek bir potansiyele sahip ise ister istemez olabildiğince doğal malzemeli ve en sağlıklı kurabiyeler formülünün peşinde koşuyorsunuz.


 


Yazın tatlı, serin esintili bir gün yazlıkta yan komşunun tarçın kokularıyla başladı bu keşfimiz de. Alya'nın uzun bir süre sesi çıkmayınca meraklandım, bir baktım komşuda oturmuş, bu kurabiyelere gömülmüş vaziyette. Sağolsun bize tarifini yazdı verdi komşumuz Jale hanım, her aldığım tarife, tarifi aldığım kişinin ismini verdiğim için bu kurabiyemiz de Jale Kurabiyesi ismini aldı. Yanlız orijinal tarif ile başlayan denemelerim sonrası tarifi biraz değiştirdim, size farkları anlatacağım, siz de kendi formülünüzü yaratabilirsiniz :)

Yapılışı ile birlikte içindekiler (bardak=normal büyüklükte bir su bardağı) :

 - 2 adet yumurta çırpılır, ardından istediğiniz sıralamada şunlar katılır(benim sıralamam şu şekilde):

Ayrı bir kapta karıştırdığım:
 - 1 bardak yulaf ezmesi(Eti'nin var)
 - 1/2 bardak şeker
 - 1+1/2 bardak kepekli un

Yine ayrı bir kapta un ufak ederek yukardaki karışıma kattığım:
 - 1 bardak ceviz
 - 1/2 bardak badem
 - 1 bardak kuru üzüm

Ve son olarak karışıma eklenenler:
 - 1 tatlı kaşığı tarçın
 - 2 yemek kaşığı pekmez

Epey ağdalı bir kıvama ulaşmış oluyor karışım bu aşamada, malzemeler iyi dağılsın diye bir miktar daha karıştırarak iyi kol kası yapabilirsiniz :) Ve sonrasında fırın kağıdının üzerine yemek kaşığı yardımıyla istediğiniz büyüklükte ve incelikte diziyorsunuz kurabiyeleri. 150 derecede önceden ısın(MA)mış fırında 20 dakika, biraz daha kıtır olsun istiyorsanız 30 dakika pişiriyorsunuz. ta-taam.


ilk deneme:

son deneme:
 
 
Püf Noktalar :

 - Kuru üzüm : Üzümlerin büyük büyük ağzınıza gelmesinden rahatsız olmuyorsanız üzümleri çekmeyebilirsiniz, şahsen ben sevmiyorum, çekmeyi tercih ediyorum. Bu durumda normalden daha şekerli oluyor üzümlerin içinin posası dağılınca, dolayısıyla şekeri daha da az koyabilirsiniz, hatta pekmezi de biraz daha artırıp hiç şeker koymayabilirsiniz.

 - Kabartma Tozu: Orijinal tarifte kabartma tozu da kullanılıyor, ve tamamen orjinaline sadık kaldığım ilk denemenin fotoğraflarından da göreceğiniz gibi karışım bir kek sonucu verince ben kabartma tozunu tariften tamamen çıkardım, daha ince ve daha kıtır bir kurabiye tercihi için.

 - Fotoğraflardaki şekilli muffin tepsisi aslında çok işe yarıyor düzgün şekilli çıkarmak için ama kurabiye değil kek formulü için.

 - Karışım sıralaması istediğiniz sıralamada olabilir ancak karışım giderek ağdalı bir hal aldığı için karıştırmak gitgide zorlaşıyor, yumurtayla birleştirmeden önce ne kadar çok şeyi karıştırabilirseniz ayrıca o kadar rahat edersiniz--denendi test edildi :)

Bon Apetit! ve Mutlu Cumalar! :)


Salı, Ekim 22, 2013

neden üzgünsün?


ilk kez "anne" dediğinde, bir de "seni çok seviyorum annecim" dediğinde Alya, içimde tarifi imkansız duygular kabarmıştı, daha önce hiç tatmadığım. kelimelere sığdıramayacağım.

ve bu tatilde bir yenisi daha eklendi bu ikiliye:

arabadayız, uzun yolda, ara vermişiz, tam da hatırlayamadığım bir sebeple havada bir gerginlik var, ve ben bilinçsiz bir şekilde "ufff" sesi vermişim dışarıya. farkında değilim. bizimki arkadan o incecik, o en yumuşak en tatlı sesiyle o kadar doğal bir şekilde sordu ki:

"anne, neden üzgünsün?"

o anda kalbimin içine doğru sıcacık bir şey aktı, gerçekten ve herşey silindi gitti. ne gerginlik kaldı ne başka bir şey. hani insanın en çok ve belki çoğu zaman tek annesidir ya bir şey demesine gerek kalmadan her türlü ruh halini anlayan, ve hani bunu biliyor olmanın getirdiği doğal bir rahatlık, huzur, güven vardır ya annelerin yanında olunduğunda, anladım ki aynı duyguyu bir de çocuğu ile yaşıyormuş insan.

hakkını yemeyeyim eşim de beni benden iyi tanıyanlardandır, konuşmadan modumu anlayan sırdaşımdır, ancak çocukluğun, o muhteşem naifliğin verdiği sıcacık bu güzel duygu hayatta yanlız olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını hissettiren bambaşka bir şeymiş, herkesin tatmasını dilediğim...

"üzgün" kelimesi böylelikle dağarcığımıza girdikten sonra bir de dün gece, akşam yatağını ıslattı, kaldırdım, hemen duşa soktum, uyku sersemi sanırım biraz haşin davrandım, derhal uykumu açıp beni bir sarstı:

"anne seni çok seviyorum, üzülme!"

kafam karıştı, bu sözleri benim söylemiş olmam gerekmiyor muydu? uzunca bir süre onu öpüp koklamaktan uyuyamamış olabilirim...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...