Çok uzun süredir bu bünyeye çocuk-gezi ekseninden başka bir şey pek katamamıştım. Bu haftasonu yaratıcı drama ile tanışmak iyi geldi. Annemin(kayınvaldemin) ve çok tatlı bir dramacı/yazar olan Dr. Nilay Yılmaz'ın girişimiyle, çağdaş drama derneği İstanbul başkanı Ali Kırlar liderliğinde kendimizi Cemal Süreyya'nın fotoğraf şiirinin içinde gezinirken bulduk bir kaç saatliğine.
Nedir Yaratıcı Drama?
Çağdaş drama derneği'nin aşağıdaki linkinde detaylıca anlatıyor fakat çok kısaca belirli bir konu çerçevesinde farklı rolleri canlandırma, ve yaşayarak öğrenme şeklinde özetlenebilir. Yaratıcılığı, hayal gücünü, insanın kendini tanımasını, bir gruba uyum sağlayabilmesini, empati, dinleme ve problem çözme becerilerini geliştiren bir süreç.
Okul öncesi çocuklarla başlıyor yaratıcı drama, ve ilköğretim derslerine bile uygulanabiliyor teknikler.
Derneğin açtığı ve yaklaşık 3-4 sene süren sertifika programını bitirebilen ve sertifika alabilen herkes eğitmen olabiliyor.
http://www.istanbuldrama.org.tr/Tr/content2.asp?m1=1&m2=6
Biz neler yaptık?
Bir iki ortamı ısındıran hareketten sonra annemin yazar ve çizer çevresi olduğu için bir edebiyat metinin üzerinden başladık yola: Kimin olduğunu bilmediğimiz bir şiir ile:
Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk
Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş
Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel
Önce şiirin adını da bilmiyorduk. Dedi ki Ali Bey:
"-bir psikolog, bir sosyolog ve bir edebiyat uzmanı olarak 3er kişilik gruplara bölünün, şiire bir isim bulun ve bunu bir tv tartışma programında konuk olarak tartışın" burada hemen rollere büründük, farklı isimler ve karakterler alarak şiirin başlığını büründüğümüz mesleğin bakış açısıyla tartıştık.
Sonra şiirin adını söyledi: Fotoğraf. Bunun bizde canlandırdığı resmi çizmemizi istedi. 3 gruba ayrıldık, her grup birbirinin resmini yorumladı.
Sonra da şiiri bir fotoğraf karesi olarak dondursak nasıl bir an olurdu canlandırmamızı istedi.
Atış tamamen serbest. Adam kim, kadın kim, evliler mi değiller mi, nerden geliyorlar nereye gidiyorlar tamamen kişiye/gruba kalmış.
En sonra da bu 3 karakterden istediğimiz birinin o gece evine gittiğinde günlüğüne yazacağı satırları yazmamızı istedi. En çok beğeniyi ressam Saadet Ceylan'ın şuna benzer satırları aldı:
"Adam eski sevgilisini gördü durakta. Yanında çocuğu vardı. Ama hala güzeldi."
Çok güzel, çok ilham verici bir ortam ve aktiviteydi. Anneme, Nilay Yılmaz'a ve Ali Kırlar'a tekrar çok teşekkür ederim.
Daha fazla bilgi derneğin sayfasında bulabilirsiniz.
http://www.istanbuldrama.org.tr/Tr/
Pazartesi, Aralık 02, 2013
Perşembe, Kasım 28, 2013
Saklı (sakin) Göl
Haftasonu bir saklı göl keşfettik, İstanbul'a yarım saat uzaklıkta, Şile yolu üzerinde Şile'ye varmadan.
Sessiz, kendi halinde, ördeklerin peşinde.
Bazen unutuyorum ne kadar cesur olabiliyor çocuklar, korumacılık içgüdüsü ile akıl sürekli kavga halinde. Bizimki daldı 15 tane ördeğin arasına, bıraksan elleyecek okşayacak ne yapacak belli değil o kadar aç ördek, bırakmasan aman önyargısı olmasın, korkak yetişmesin derdi var. Hele de anne ya da babanın fobisi varsa vay hallerine...zor arkadaş :)
siz nasıl baş ediyorsunuz miniğinizin hayvan sevgisiyle?
Pazartesi, Kasım 25, 2013
Bir kadını ortadan ikiye böl...
Bir kadını ortadan ikiye böl…
Yarısı annedir,
Yarısı çocuk,
Yarısı sevgili
Yarısı aşk..
Duyanlar bunu bilmez,
Görenler anlamaz bunu!
Yarısı rivayettir,
Yarısı gece.
Yarısı annedir,
Yarısı çocuk,
Yarısı sevgili
Yarısı aşk..
Duyanlar bunu bilmez,
Görenler anlamaz bunu!
Yarısı rivayettir,
Yarısı gece.
Cemal Süreyya
Bir önceki çelişkiler ile ilgili yazım ve ruh halim üzerine cuk oturdu Cemal Süreyya'nın bu satırları ve @portakalmavi 'nin instagramına koymuş olduğu bu muhteşem resim. Çok beğendim çok.
Herkese iyi haftalar...
Çarşamba, Kasım 20, 2013
Nardis Jazz Bar ve annelik çelişkileri üzerine
İlk yarı aklımdan geçenler--Alya uyku saatini çoktan geçmiş, yorgunluk hiperaktivitesine tutulmuş durumda:
Allah'ım ne akla hizmet getirdik bu yerinde durmaz çılgın veleti bu minnacık caz bara! Ne düşünüyordun ki Nazlı! Caz bar ya bu, bildiğin loş ve canlı müzik ortamı, bir de dar, bir de üst katı ve yüksek yüksek merdivenleri var. Ama olmaaz Nazlı hanım o çok görmek istediği ve senelerce beklediği caz barı görmek için Alya'sının 1,5 yaşına gelmesini beklemiş, daha da bekleyemez! Hadi bekleyemedin madem, madem totonu tutamıyorsun evde, kızını bağımsızlaştır kendinden de sakin ev ortamından uzaklaştırma, çocuğun canı çıkıyor ayrı, senin canın çıkıyor ayrı. İyi ki arkadaşların da geldi bari, iki çift laf edemedin, ne anladım ben bu işten, Nardiss'e gittim diyebilmenin, dekorasyonunu görebilmenin dışında. Kan ter içinde de kaldın emziricem diye zaten. Offf Nazlı bu son olsun!
Buarada Alya'nın sesi şarkı söyleyen arkadaşımız Ceyda'nın sesini bastırdığı bir anda ben sandalyeyi devirip ondan da yüksek bir ses çıkardıktan sonra arkadaşımın yorumu:
"Alya gayet normaldi, sen panik yaptın!"
İkinci yarı aklımdan geçenler--Alya arabasında mışıl mışıl uykuya dalmış durumda:
Allah'ım ne iyi yapmışız da gelmişiz, Ceyda'nın ne de güzel sesi var, insanı pozitif bir ruh hali kaplıyor. Ortam nefis, çok keyifli. Ohh arkadaşlarımı da görmüş oldum, sohbet harika. New York'ta bir yer altı caz klüpte gibiyiz. İyi ki yukarıya oturmuşuz, hem Ceyda'yı hem de kuş bakışı tüm müzisyenleri görüyoruz buradan. Alya'yı da iyi ki yanımıza almışız, uyandı mı, nasıl uyudu, koşarak mı dönsek napsak derdimiz yok ohh hayat yine çok güzel--burada bir kuş cıvıltıları eksik--
Kıssadan hisse: Annelik baştan sona çelişkiler yumağı demek ve kan ter hep geçiyor günün sonunda bebeğiniz uyuyunca, sabır tek ve belki de en ihtiyacı(m)ız olan.
Çok merak ediyorum siz de yaşıyor musunuz aynı çelişkileri gün içinde, hatta aynı saat içinde bile?
Pazartesi, Kasım 18, 2013
Ayna
Kasım ayı drama üstüne drama yaşatırken sevgili dostlar biraz kafa dağıtmak için uzaklara gidesim geldi bugün. Ekim ayındaki bayram tatilinde süpriz bir KazDağları gezisi yapmıştık, devamında da Cunda'da konaklamıştık son gün. Cunda'dan tam ayrılmak üzereyken karnımızı ve zihnimizi bu güzel yer ile doldurduk, sizi de buyur edeyim, bir sonraki Cunda ziyaretinizde denemeden geçmeyin.
Cunda Ada'sının merkezinde bu yeme-içme-oturma mekanı "Ayna". Sade, beyaz-mavi-ahşap dekorasyonu ile çok dinlendirici bir yer. Incecik porselen tabaklardaki sunumlar da pek elegan. Ada'nın merkezinde olduğu için yemeği beklerken, ya da yemek sonrası sohbet sırasında yerinde duramayan bir ufaklıkla çevreyi, incik boncukçuları, Cunda'nın tatlı taş sokaklarını dolaşabiliyorsunuz.
Sadece benim değil, birlikte gittiğimiz 4 kişinin de favori yemeği "Paella" oldu. Kendileri deniz mahsüllü bir ispanyol yemeği aslında, ama deniz mahsüllerine karşı çıkanlar safranlı pilavın içinde tavuklu ya da etli de deneyebilir.
Gezgin ruhu olanlara, haftaya hayal ederek başlayanlara ithafen...
Salı, Kasım 12, 2013
Hayat bazen planladığın gibi değil
Gecen hafta...
Pazartesi sabah saat 8:
bakıcımız " ben gidiyorum"
ben "neden?"
çok sevdiğimiz, sigortasını bile yaptığımız bakıcımız "ben gidiyorum" diyerek ağlayarak çıkıp gidiyor. şok içinde evren gidiyor işe, ertesi gün de o kalır ben işe giderim düşüncesiyle, ailelerimiz yoklar şehirde. acizlik, çaresizlik içinde kıvranmaca, ya sabır.
her arayana sinir bozukluğu içinde ağlayarak, diğer yandan alya'ya yansıtmamaya çalışarak geçiyor gün, teyze anane sıcaklığında diğer yandan. böyle zamanlarda yanlız kalmamak gerekirmiş, öğreniyor insan. pazartesi pazarına çıkıyorum, terapi niyetine, iyi geliyor şaşırtıcı bir şekilde. ama en çok da henüz üniversiteye başlayan kuzeninim yerinde olmak istiyorum o gece, biraz ağır geliyor yarının belirsizliği.
Salı sabah saat 8:
annemler apar topar geliyor şehir dışından. bakıcıdan ses seda yok. bitti bu iş. planlar, plansızlıklar.. işe giderken veda konuşması yapmak ve en nihayetinde pek çok emeği olan 2 seneye teşekkür etmek için telefon açıyorum.
bakıcımız "nazli hanım, ben şimdi çayımı içip geliyorum" diyor birden, pek duygusal mı oldu acaba konuşmam??
ben "e peki dün ne olmuştu, şimdi ne oldu" demeye korkuyorum, muhtaçlıktan. "çok sevindim" diyebiliyorum sadece.
Çarşamba sabah saat 8:
bakıcımız geliyor, sarılıyoruz, önemli bir toplantıya gidiyorum.
Perşembe sabah saat8:
uçaktayım, antalya yolcusu, kızımı babasına ve bakıcımıza emanet ediyorum, bizi 2 gün önce yüzüstü bırakacak olan, hani.
Cuma sabah saat 8:
uzun sürecek olan toplantılar silsilesine girmeye hazırlanıyorum.
Cumartesi sabah saat 8:
az uykuya rağmen erken kalkıyorum, bir kaç saatim var, güneşin peşine takılıyorum, sahile götürüyor beni, kasım güneşinde kumlara ve denize değiyorum. eşeğini kaybedip tekrar bulmuş olmanın şaşkınlığı halen hakim. sessiz bir kaç saat hoşuma gidiyor. senelerdir bu saatte olmadığım bir yerde olmak, geçen haftayı üzerimden silkelemek, hayata kaldığım yerden devam etmek için enerji topluyorum.
Pazartesi sabah saat 8:
bakıcımız " ben gidiyorum"
ben "neden?"
çok sevdiğimiz, sigortasını bile yaptığımız bakıcımız "ben gidiyorum" diyerek ağlayarak çıkıp gidiyor. şok içinde evren gidiyor işe, ertesi gün de o kalır ben işe giderim düşüncesiyle, ailelerimiz yoklar şehirde. acizlik, çaresizlik içinde kıvranmaca, ya sabır.
her arayana sinir bozukluğu içinde ağlayarak, diğer yandan alya'ya yansıtmamaya çalışarak geçiyor gün, teyze anane sıcaklığında diğer yandan. böyle zamanlarda yanlız kalmamak gerekirmiş, öğreniyor insan. pazartesi pazarına çıkıyorum, terapi niyetine, iyi geliyor şaşırtıcı bir şekilde. ama en çok da henüz üniversiteye başlayan kuzeninim yerinde olmak istiyorum o gece, biraz ağır geliyor yarının belirsizliği.
Salı sabah saat 8:
annemler apar topar geliyor şehir dışından. bakıcıdan ses seda yok. bitti bu iş. planlar, plansızlıklar.. işe giderken veda konuşması yapmak ve en nihayetinde pek çok emeği olan 2 seneye teşekkür etmek için telefon açıyorum.
bakıcımız "nazli hanım, ben şimdi çayımı içip geliyorum" diyor birden, pek duygusal mı oldu acaba konuşmam??
ben "e peki dün ne olmuştu, şimdi ne oldu" demeye korkuyorum, muhtaçlıktan. "çok sevindim" diyebiliyorum sadece.
Çarşamba sabah saat 8:
bakıcımız geliyor, sarılıyoruz, önemli bir toplantıya gidiyorum.
Perşembe sabah saat8:
uçaktayım, antalya yolcusu, kızımı babasına ve bakıcımıza emanet ediyorum, bizi 2 gün önce yüzüstü bırakacak olan, hani.
Cuma sabah saat 8:
uzun sürecek olan toplantılar silsilesine girmeye hazırlanıyorum.
Cumartesi sabah saat 8:
az uykuya rağmen erken kalkıyorum, bir kaç saatim var, güneşin peşine takılıyorum, sahile götürüyor beni, kasım güneşinde kumlara ve denize değiyorum. eşeğini kaybedip tekrar bulmuş olmanın şaşkınlığı halen hakim. sessiz bir kaç saat hoşuma gidiyor. senelerdir bu saatte olmadığım bir yerde olmak, geçen haftayı üzerimden silkelemek, hayata kaldığım yerden devam etmek için enerji topluyorum.
Pazartesi, Ekim 28, 2013
Zara Kids 2013-2014 Kış Koleksiyonu
Bayıldım bu kışın pastel renklerine. Alya'dan sonra Zara'yı daha bir sever hale geldim ama kendim için değil minicik hanımefendiler ve beyefendiler için. Zara koleksiyonundan kalbime dokunanlar :
Buarada 2,5 yaş kıyafet açısından tam bir geçiş dönemiymiş. Hani miniklerin reyonunun küçük gelip yetişkin reyonunun büyük geldiği, üzerine doğru dürüst hiç bir şeyin yakışmadığı ergen dönemi gibi aynı bebekliğin de 2,5 yaşı. Çok zor. Siz nasıl geçtiniz/geçiriyorsunuz bu dönemi bilmiyorum ama ben zorlanıyorum :)
Bu da bizim minik modelimiz, Zara için çekimlerimizi Moda'da gerçekleştirdik :)
Buarada 2,5 yaş kıyafet açısından tam bir geçiş dönemiymiş. Hani miniklerin reyonunun küçük gelip yetişkin reyonunun büyük geldiği, üzerine doğru dürüst hiç bir şeyin yakışmadığı ergen dönemi gibi aynı bebekliğin de 2,5 yaşı. Çok zor. Siz nasıl geçtiniz/geçiriyorsunuz bu dönemi bilmiyorum ama ben zorlanıyorum :)
Bu da bizim minik modelimiz, Zara için çekimlerimizi Moda'da gerçekleştirdik :)
Iyi ki varsınız
Tüm pazar kafamda bu şarkı dönüyordu :
Süper babanne / Seni çok seviyoruz
Babannemiz bize üstüste 2 gece hediye etti, kocamla başbaşa 2 gece. Sıradan 2 gece. Sinemaya gittik, son vapurla avrupa yakasına geçtik, arkadaşlarımızla gece dışarı çıktık, sarhoş olduk, kesintisiz uyuduk, sabah "alarmsız" uyandık... Öyle iyi geldi ki. Meğer böyle kaçamaklar ne kadar güzel oluyormuş.
Emzirmenin sonlanmasıyla gelen bir özgürleşme hareketi var bizim evde, herkes özgürlüğünü ilan etti, Alya da dahil--babannede kalma teklifi ondan geldi, her 2 gece de!--
Bu vesile ile hem babanneye hem de annene ve dedemize sonsuz teşekkürlerimizi sunmak istiyorum, hem Alya'nın hem de anne-baba olarak bizim sağlıklı bir ruh hali ile bu döneme gelebilmemizde çok büyük emekleri geçen, ne zaman ihtiyacımız olsa hiç düşünmeden yanımızda gelen, sevgisini esirgemeyen, sabahlara kadar bekleyen, gece-gündüz programlarını bize göre ayarlayan fedakar ailelerimiz, iyi ki varsınız,
sizi çok seviyoruz!
Süper babanne / Seni çok seviyoruz
Babannemiz bize üstüste 2 gece hediye etti, kocamla başbaşa 2 gece. Sıradan 2 gece. Sinemaya gittik, son vapurla avrupa yakasına geçtik, arkadaşlarımızla gece dışarı çıktık, sarhoş olduk, kesintisiz uyuduk, sabah "alarmsız" uyandık... Öyle iyi geldi ki. Meğer böyle kaçamaklar ne kadar güzel oluyormuş.
Emzirmenin sonlanmasıyla gelen bir özgürleşme hareketi var bizim evde, herkes özgürlüğünü ilan etti, Alya da dahil--babannede kalma teklifi ondan geldi, her 2 gece de!--
Bu vesile ile hem babanneye hem de annene ve dedemize sonsuz teşekkürlerimizi sunmak istiyorum, hem Alya'nın hem de anne-baba olarak bizim sağlıklı bir ruh hali ile bu döneme gelebilmemizde çok büyük emekleri geçen, ne zaman ihtiyacımız olsa hiç düşünmeden yanımızda gelen, sevgisini esirgemeyen, sabahlara kadar bekleyen, gece-gündüz programlarını bize göre ayarlayan fedakar ailelerimiz, iyi ki varsınız,
sizi çok seviyoruz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















