Salı, Temmuz 17, 2012

El ayak ağız hastalığı

İlk gün : Cuma akşamüzeri, birden 37 derece ateş. Yarım saat geçmedi 37,5. Ne öncesinde bir belirti huysuzluk iştahsızlık gibi ne de sonrasında. 37,5 ateşle bir güzel yedi yemeğini Alya. Ateş çıkmaya devam etti, 38 ile uyudu. Gece sürekli uyandı ateşten, 39a kadar çıktı ateş. Yine acaba diş mi diyorduk ama bu kadar yükselmeyeceği için tek çare ateş düşürücü ve ılık banyo yaptırdik sabah 3 suları.

İkinci gün : Yine görünürde bir şey yok ama ateş 38ler seviyesinde, hava çok sıcak, sürekli klima çalışıyor evde. İştahı iyi ama 3-4 satte bir uyuyor yarım saat. Bu fotoğrafta 38 derce ateşli, ama koltuklara tırmanmasına engel değil tabi ki ateş :) Buarada hafif bir döküntü başlar gibi oluyor.

Üçüncü gün : Ne olduysa oluyor, gece uyuyamıyor, her şeye çözüm olan meme işe yaramıyor almıyor kabul etmiyor, sürekli kasılıyor bedeni, bütün salonu ileri geri arşınlayarak yorgunluktan ağlamaktan uyuyakalıyor kucağımda. 2 saat sonra tekrar acı içinde ağlayarak uyanıyor. Sabah bir bakıyoruz döküntüler olmuş kocaman, dolmuş içleri sıvıyla, beyaz beyaz görünüyor. 6. hastalık gibi, ama onda ateş 3 gün sürüp sonunda azıcık bir döküntü olmuştu, zaten daha önce geçirdiği için artık bağışıklık kazanmış olması gerek... su çiçeği mi acaba diyoruz ardından, 2 hafta önce aşı olmasına rağmen hastalığı tekrar geçirebilir mi diye araştırıyoruz, kimi durumlarda aşı tutmayabilir deniyor. Alya mutsuz, huzursuz, istiyor aslında meme, ama ağzını deydiği anda ağzını tutarak geri çekiyor. Çaresizlikten kıvranıyoruz. Alya ağlıyor, ben ağlıyorum. Doktorumuz tatilde pazartesi gün geliyor, hafif bir paranoya başlıyor, neyseki teknoloji var, döküntülerin fotoğrafını doktorumuza gönderiyoruz koyuyor teşhisi : el ayak ağız hastalığı!

Bu şekilde ateş ile başlayıp özellikle el, ayak ve ağızda görülen döküntülerle 4 gün süren bir hastalık. Havuzdan özellikle ya da başka bir çocuktan bulaşıyor ve özellikle sıcak havalarda bulaşması kolaylaşıyor. 10 yaş altında görülen bir hastalık. Vücudundaki döküntüler kaşıma yapmıyor, ama en kötüsü ağızdaki döküntüler, yemesine emmesine engel oluyor. Sadece yoğurt gibi yumuşak gıdalar yiyebiliyor. Domates, şeftali gibi asitli yiyecekler daha da artırıyor acısını. Belirli bir ilacı yok 6.hastalık gibi. Ateş düşürücü niyetine, Calpol ya da Ibufen, ağzını rahatlatmak üzere de dentinox gel yemekten hemen önce ki biraz rahatlatsın ve yemek yiyebilsin diye çocuk. Yemekten sonra da Pynaldine. Bence artık hep aşıları yapılan suçiçeği kızamık gibi hastalıkların bir türevi. Aşı olunca virüsler mutasyona uğruyor, garip gurup isimler bulunuyor hastalıklara, ya da bulunamıyor!


Güncelleme 26.07.2012 : Emziren anneler dikkat!

İnternette nereyi okusanız çocuk hastalığı diyor el ayak ağız hastalığı için. Ama yetişkinler de nadir ve hafif de olsa geçirebiliyor bu hastalığı, bilmeyenler bunu grip zannediyor. Alya hastalığın 3. günündeyken ateşleniyorum ben ve 3. güne kadar hiç şüphelenmiyorum. Taa ki el ve ayaklarımda hassaslıklar hissedene kadar, sonra çok minicik de olsa döküntüler de beliriyor zaten. Benden sonra da yakın arkadaşım, bahsetmiştim Alya'nın bu hastalığı bulaştırdığı :(((  minik Yiğit'in annesinde başlıyor hastalık, gün aşırı konuşuyoruz, ilacı olmadığı için yapacak bir şey yok, kurbanlık koyun gibi başına gelecekleri dinliyor benden.

Bu arada yine yakınımızdaki başka bir bebek geçiriyor aynı hastalığı ama anne emzirmiyor ve annede hastalık görünmüyor. Ve aynı evde olmasına rağmen babalara da bulaşmıyor hastalık. Dolayısıyla bizim vardığımız sonuç emziren annelere bulaşıyor olması el ayak ağız hastalığının bebekten. Bu hastalığın emziren anne için sıkıntısı meme ucunda yara çıkıyor olması, bunun için hastalığı hiç küçümsemeden çatlak kremleri kullanmak gerek, ben bunun için çok geç kaldım, yaralı göğsümle lohusalığın ilk günlerine dönüş yaşadım 16. ayda!

Güncelleme 22.08.2012 : Döküntüler için Krem!

Alya ve hemen sonrasında ben bu hastalığı geçirdiğimizde internette o kadar az bilgi vardı ki, sadece 1 ay önce! Sanırım salgını başından yakalayanlardanız, 1 aydır her gün ne kadar arandığına şaşırıp kalıyorum bu hastalığın arama motorlarında! Bu sebeple yardımı dokunur ümidiyle okuyuculardan gelen değerli yorumlardan Melissa'nın doktorunun verdiği fucidin ve madecassol denen ilaclarin karisim kremi sizlerle paylaşmak istedim, hemen etki gösterdiği söylenen krem içi su dolu döküntülerin verdiği rahatsızlıktan kurtarıyor sizi. Kremden önce de soğuk su/buz koymak kaşıntılara iyi geliyor demişti başka okuyucular. Bende döküntü pek olmamıştı ama haftalar sonra soyulmuştu parmak uçlarım, ne menem bir hastalık ise.

Hepinize sağlıklı ve mutlu günler, iyi bayramlar dilerim.   

Cuma, Temmuz 13, 2012

Bayıldımm

Bayıldım bayıldım hem elbiseye hem fotoya!
Herkese güzel bir cuma ve haftasonu dilerim...

Elbisenin hem fotosu hem dikimi için kaynak : luvinthemommyhood

Perşembe, Temmuz 12, 2012

Date nights@Home Sweet home

Alya büyüdüğünden! beri akşam sinemaya gidemez olduk. İlk doğduğu günlerde hayatımız değişmeyecek, eve kapanıp kalmayacağız diye kendimize! ispatlamaya çalıştığımız günlerde plan program yapıp, sütler rezene çayları ayarlayıp, yatağından başka yerde uyumayan bebeğimizin başına babannemizin de uygun olduğu günü bulup günler öncesinden ayarlandıktan sonra sinemaya gidip de saçma salak filmler seyretmek zorunda kalmaktan, spontan bir film gecesi yapamamaktan muzdarip olup tamamiyle vazgeçmiştik bu düzenden.  Ama cumartesi gününden beri keşfettiğimiz prison break dizisinin ardarda bölümleriyle evdeki "date night" ortamıymış zaten en güzel çözümü bu değişen hayatımızın! Şimdi 10 gibi Alya uyur uyumaz evde başlıyor bir heyecan :) ben hemen ocağın başına mısır patlatmaya, evren içecekleri ayarlamaya. Bu "date night" gecelerimizde maillere, twittera, bloga bakmak, iş yapmak yok.
En son hamileliğim sürecinde böyle bir maraton yapıp friends izlemiştik kimbilir kaçıncı kez, 10 senelik diziyi baştan sona! Ve hamileliğin son günlerinde sinemadan çıkmaz olmuştuk, annem dalga geçiyordu artık
"heralde sinemada doğurucaksın!"

Şimdi dvd nin keyfini tekrar almışken, üstelik bebeğimiz de yanıbaşımızda acaba uyudu mu uyandı mı derdi yok, popcorn kucağımızda birbirimize sarılarak izliyoruz istediğimizi, bundan daha büyük bir keyif yok!

Hayatımız değişti evet, hadi canımız sinemaya gitmek istedi diye istediğimiz anda gidemez olduk bir yere evet. Çocuktan sonra hiçbir şey aynısı gibi olmuyor evet. Ama herşeyin bir alternatifini geliştiriyorsun, evet değişiyor ama kim diyor kötüleşiyor diye, herşey daha bile güzelleşiyor. Bu evdeki date nightlar ise en güzeli!

Hayatta denge çok önemli benim için. Hamilelik iznim bitip de işe başladığım ilk aylarda biraz bebeğimi bıraktığım için moral bozukluğundan biraz yorgunluktan biraz Alyayi uyutma tarzımdan dolayı çoğunlukla ben de uyuyakalıyordum. Sabah uyandığımda ise eksiklik hissediyordum hep. Şimdi bu date-night lar ile herşeyden biraz yaşamak hayatıma büyük bir denge ve sonuç olarak enerji getirdi. Biraz iş, biraz koca, biraz bebek, ucundan az birazcık da ben. Belki tam istediğim kadar değil bazı şeyler ama hiç yoktan iyidir şu dönemde sanırım. :) 

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Bababa!

Adına karar veremiyoruz bir türlü Evren'in annanesine ne demeli Alya:                                                           Kocaanane?                                                       Kocababanne?                                                          Büyükanne?                                                                    Nine?                                                                                   En büyük derdimiz bu olsun, değil mi...                                    Buarada biz isim seçmeye çalışaduralım, Alya zaten zamanı geldiğinde kendi seçiyor nasıl seslenmek istediğini, Kendi babannesine bu hafta seslenmeye başladığı gibi:                   Bababa!

Salı, Temmuz 10, 2012

Bebek/Çocuk Odaları




İlham için...
Ya da  sadece bakması bile insanı mutlu ettiği için! :)

Kaynaklar için buraya

Merhaba 16.Ay


16. aya girdik,
Bu dönemi merak olduğu kadar taklit dönemi diye adlandırmak gerek
Her sesi,
Mimiği, 
Kelimeyi, 
Hareketi
Herşeyi
Kopyalıyor, ve aynen tekrarlıyor
Hatta model yok olduktan 3-4 gün sonra bile taklit gerçekleşebiliyor diyor kaynaklar
Farkına varmadan yaptığımız şeyleri bile kopyalıyor
Mesela Bulaşık makinesini yerleştiriyoruz biz Alya ile
Ama açar açmaz Alya kapağına oturmadan önce bir ıslaklık oluyor diye
Önce havlu ile siliyordum
Ve şimdi Alya makina kapalı iken havluyu alıp geliyor
IIh ıh diye bulaşık makinesini gösteriyor
"Aç da silelim ve yerleştirelim" diyor

İşimiz şimdiden zorlaştı yani,
Ne dediğimizi, ne yaptığımız sürekli düşünerek davranma zamanı geldi
Beklediğimden erken

"Bebek karşılaştığı problem durumlarına çözüm bulduğu sürece zihinsel kombinasyonlar yapabilir. Örneğin, dışarı çıkmak istediğinde ayakkabısını veya paltosunu alıp en yakın yetişkine gösterir." Kaynak

En çok yaptığı şey bu Alya'nın
Alıp geliyor ayakkabıları
Takıyor şapkasını
Gösteriyor kapıyı
"Hadi gidelim" diyor

Kısacası artık herşeyi anlatıyor
Diğer aylara göre nispeten daha rahat o anlamda
Tabi peşinden koşturmalara hiç girmiyorum
Artık oturmak yok
Sürekli bir tırmanma! halindeyiz, ailecek :)

Pazartesi, Temmuz 09, 2012

Cute

O kadar sevimli bir görüntü ki gözümü alamadım.
Alya tam da taklit döneminin göbeğindeyken...
Pinterestten bugunun seckisi olsun, pazartesi neşesi.

Bu haftasonu havuzda ne giydim?

Suyunu kendi içen
Yemek yerken kaşığı elimden kaptığı gibi
Kendi tabağa daldırıp da ağzının yolunu bulan
Tabi ki o mini minnacık parmağı ile
Güneş kreminide kendi sürer!

Herkese güzel bir hafta diliyorum....

Cuma, Temmuz 06, 2012

Getting ready for the day!


Biz güne böyle başlıyoruz.
Büyük bir ciddiyetle
Ve ne yaptığımızı bilerek
Dişlerimizi fırçalayarak.

Önce minik sevimli diş fırçalarından aldım Alya'ya
Benimkine göz dikti
Sonra gittim benimkinin aynısının tıpkısından aldım
Şimdi
Ellerimize alıyoruz fırçaları
Mutlaka benim elimdekini istiyor
Macun sürmeden
Değişiyoruz fırçaları
Sonra karşılıklı olarak
Bir ileri bir geri
Fırçalıyoruz dişlerimizi

Alt ıslatma problemi

Alya'nın bilinci oluşmaya başladı, çiş kaka diyor, bezini gösteriyor. Dolayısıyla benim de gündem maddelerimin başına geldi oturdu tuvalet eğitimi, nedir, ne zamandır, nasıldır hazırlıkları ile birlikte. Bu sırada haberdar oldum Huggies’in gece alt ıslatma problemi yaşayan çocuklar için ürettiği emici gece külodu DryNites®'ın başlatmış olduğu bilinçlendirme projesinden.

DryNites®,Türk Çocuk Ürolojisi Derneği işbirliği ile başlattığı ve Pınar Reyhan'nın sözcüsü olduğu proje ile sorun yaşayan çocukları ve onların ailelerini bilinçlendirmeyi hedefliyor, http://www.cocuklargulerekuyansin.com/ adresinde.  Bu durumun bir hastalık olduğunu, ve kendi kendne geçmesini beklemek, beklerken çeşitli psikolojik etkilerini yaşamak yerine acil bir şekilde doktora görünülmesinin gerektiğini vurguluyorlar.

Daha önce konu üzerine düşünmemiştim “mesane kontrolünün sağlanmış olmasının gerektiği yaştan sonra idrarın istem dışı olarak boşalması” anlamına gelen gece yatak ıslatma probleminin hastalık olabileceğini bilmiyordum. Hastalık hakkında destekçilerinden biri Slingomom'dan alıntı:

  • Türkiye’de 1 milyondan daha fazla çocukta görülüyormuş
  • 4 – 12 yaşları arasındaki çocukların yaklaşık % 20’si geceleri yataklarını ıslatıyor.
  • Yatak ıslatma, kızlara oranla erkeklerde daha yaygın. Yataklarını ıslatan çocukların üçte ikisi erkek çocuklar.
  • Yataklarını ıslatan çocukların % 72’si 11 yaşına gelinceye kadar bu sorundan kurtuluyor, % 99’u ise 15 yaşına gelinceye kadar bu sorunu aşmış olacak.
  • Çeşitli sebepleri olabilen bu sorunun genetik veya psikolojik sebepleri yanında, idrar torbası kapasitesinin yetersizliği, ya da tuvalet ihtiyacında beyne komut gitmemesi, geceleri idrar üretimini azaltmak üzere salgılanan hormonun (ADH) düşüklüğü gibi nedenlere bağlı olarak gelişebiliyor.
  • Çeşitli sebepleri olabilen bu sorunun genetik nedenlerinin yanı sıra gece tuvalet ihtiyacı için uyanamama, mesanenin yetersiz olması ve fazla idrar üretimi de diğer etkenler. Üstelik psikolojik sıkıntılar bilinen aksine gece yatak ıslatmanın nedeni değil sonucu. Elbette bir takım davranış bozuklukları yüzünden gece alt ıslatma görülüyormuş.

Projenin manifestosunda yer alan gerçek bir hikaye olan şu yazıyı okuduktan sonra insan daha da hassaslaşıyor konu hakkında:

"13 yaşına kadar altımı ıslattım, her gece uyurken çişimi yatağıma,
yastığıma, üstüme başıma yaptım. Yıllarca ne kadar uykun gelse de uyumak istememek bir dert,
uyandığında yine aynı şeyle karşılaşmak başka bir dert oldu benim için.
Gece fark edip uyandıysam eğer, annemi korka korka uyandırırdım “anne yine oldu” derken hissettiğim şeyler,
o utanç duygusu, uykudan uyanan, zaten hep yorgun olan annemin o haline bakıp ağlamamak için kendimi zor tutardım,
tekrar giyinip gözümde akmamak için direnen ama öylece duran yaşlarla yeniden yatardım…
Annemin yüzünü buruşturarak çarşafları toplamasını hatırlıyorum hep, etraf ne kadar temiz olsa da
burnumdan gitmeyen ya da gitmiyormuş gibi gelen o kokuyu da…
Sürekli balkonda çarşaf gören komşuların anlayacaklarından korkmak.
Evin yanından yürürken kendi balkonuna bile dönüp bakamamak duygusu.
Bunları ancak yaşayan anlardı ama ben o zamanlar tüm dünyanın bunu anladığını sanıyordum.
ütün dünyanın benim çişimle koktuğunu sanıyordum. Her gece yıkansam da yine de kötü koktuğuma inanıyordum.
Uykudan uyanıp yıkanmanın kış gecelerinde ne demek olduğunu da sadece ben biliyordum…"

Sonra bir gün bir tanıdıkları doktora gitmeleri gerektiği konusunda ısrar ediyor:

"O günü hiç unutmuyorum. “Bu bir hastalık pek konuşulan bir şey değil ama çok sık görülüyor çocuklarda halledeceğiz” dediğinde doktor ayaklarımın altında bir bulut hissettim birden. Beni gökyüzüne taşıyan bir bulut… Sırtıma kanatlar takan yıldızlar… “Hastayım yaşasın yaşasın yaşasın…” diye sevinçten çığlıklar atmamı isteyen bir ay… İşte bu yüzden o gün bugündür çok severim doktorları…
6 ay gibi bir süre içinde sorunum bitti, her gece bir arkadaşımda kalmak ve kendimi temize çıkarmak, dünyaya normal biri olduğumu ispat etmek için ne kadar çok uğraştığımı hiç unutmuyorum. Tüm bunları hatırladıkça, tüm ailelere sadece şunu tavsiye etmek istiyorum “kendinizi de çocuğunuzu da hırpalamayın kucaklayın çocuğunuzu öpe okşaya koşa koşa bir doktora götürün…”


Daha fazla bilgi, her türlü sorularınız ve destek için lütfen:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...