Pazartesi, Ekim 21, 2013

tatil sonrası iyi haftalar..







 
biraz şehir, biraz köy;
biraz deniz, biraz değirmen; 
biraz sis, yağmur, biraz güneş;
biraz iğde, biraz nar hem de ağacından koparıp koparıp;
ama
bolca yol,
bolca alya,
bolca doğa
 geçti gitti bayram.
herkesin de gönlünce geçmiştir umarım?
 
şimdi bugün biraz zor.
pazartesi, lütfen iyi davran bize.
 
birazcık da olsa gülümseyerek günün ağırlığını hafifletmek için :
 
 

Perşembe, Ekim 10, 2013

Çocuk ile birlikte gelen Tabular

önceki yazımdaki düşük ile ilgili yaşadıklarımı okuyan, beni çok iyi tanıyan, daha önce bunu paylaşmadığım için hem üzülen hem de anlayan çok canım arkadaşım bu ted konuşmasını göndermiş bana. genel olarak ebeveyn olduktan sonra ağıza alınamayan 4 tane tabudan bahsediyorlar konuşmada, düşük bunlardan biri. üstelik konuşan kadın ilk çocuğuna sahip olduktan sonra düşük yaşamasına rağmen yine de etkisi çok sarsıcı olmuş. artık her tarafta herkesçe çokça söyleniyor, çocuk sahibi olmanın toz pembe bir dünya olmadığı: dünyanın en saf en muhteşem duygusunu yaşatırken size beraberinde bir ton da zorluk getiriyor, olay reklamlarda gördüğünüz "mutlu aile tablosundan" biraz daha farklı. hem bunları konuşalım, konuştukça azalsın diye sizlerle de paylaşıyorum, hem de çok eğlenceli bir konuşma olmuş. kendinizden çok şey bulacağınızdan eminim. benim en çok katıldığım noktalardan biri de çocuk büyüdükçe duyulan aşkın eline ilk alır almaz duyduğun aşktan kat be kat fazla olduğu. Not: ingilizcede sıkıntı çekenler sağ altta "transcript" yazısına tıklarsanız konuşulanların türkçe tercümesini de bulabilirsiniz.

Pazartesi, Ekim 07, 2013

3 sene 7 ay sonra gelen itiraf

29'uma bastığım senenin 2. ayında hamile olduğumu öğrendim. aklımda yoktu, daha kendim çocuktum. tam alışmaya başlamışken 3 olma fikrine, tekrar 2'ye düştük 2. ayında hamileliğimin, birden, geldiği gibi süpriz bir şekilde gitmişti bebeğim--daha da fenası gitmedi kendi, büzüldü bir kenara ufaklık, ufacık kaldı. tekrar tekrar bakmasını istedim doktordan, bir yanlışlık olmalıydı, belki tekrar baksa görecekti, bir umut.. çok soğukkanlıydı doktorum, hemen oracıkta karar verildi, ve bir kadınlık kabusuna dönüştü süpriz hamilelik: kürtaj olmam gerekiyordu. o zamana kadar içime işlenen efsane "kürtaj olursan çocuğun olmaz" korkusu kalbimi öyle bir eziyordu ki..  çok çabuk olmuştu herşey. bir anda ameliyathanede buldum kendimi, buz gibi, hala bir yanlışlık olabileceği hissiyle doluydum.. "nazlı hanım geriye doğru sayıyorum, 3,2... " derin bir uykuya yattım. 2 ay içinde birden hayatım tepetaklak olmuş gibi hissediyordum. içimde kocaman bir kara delik açılmıştı sanki. en kötüsü de garip bir utanç hissediyordum, kimseye ama hiç kimseye söyleyemediğim..

o günden sonra çocuk sahibi olmak tek istegim haline geldi. baska bir sey dusunemez oldum, ota boka gözüm dolar oldu. arada bir bekleme süresi gerekliymiş kürtajdan sonra, 5-6 ay gibi, 5 ay bu kadar ağır geçer miymiş, geçermiş bilemezsiniz. diken üstünde oturmak diye bir şey varmış gerçekten, insan diken üstünde 5 ay oturur muymuş otururmuş meğer. 5 ay geçti, ve aldık alya'nın anne rahmindeyken hayata güçlü tutunuşunun haberini. kıpırdamadık hiç bir yere, tam 9 ay, en fazla arabayla işe gittim geldim, her doktor randevusunda kalbim yerinden fırlayacak gibi olurdu, alya karnımda hareket etsin diye dünyada en çok sevdiğim şeylerden biri olan çikolatayı hayatımda hiç bu kadar vazife niyetiyle yediğimi hatırlamıyorum. ilk hareketlerini hissedene kadar kalp atışlarını duyabileceğimiz bir alet bile aldık, 1 ay bekleyemeyecektik, her akşam ritüel gibi dinliyorduk bebeğimin içimdeki varlığını.

ve sonunda aldım kucağıma alyamı, dünyanın en yumuşak dünyanın en muhteşem minik varlığını. hayatta hiç bir şeyin beni bir daha üzemeyeceği kadar güçlü hissediyordum hayata karşı o an. sonra hastaneden eve döndük. varan 1. emziremedim. memeyi ellemeyen kalmadı afedersiniz "yok öyle değil böyle tutacak bebek, hayır hayır sen bilmiyorsun öyle değil şöyle.." herkes birbirinden iyi bilir hale geldi. bir süre evren uyanıp memeyi "tutturup" bebeğe geri uyuyordu. rezalet. dünyanın en beceriksiz annesi gibi hissediyordum. allahım ne olur 1 kere daha emzireyim diyordum, son 1 kez daha. memenin biri öyle kötü yara olmuştu ki sırtım acıyordu emzirirken, hangi sinir etkilendiyse. ve o meme 1 ay sonunda tükendi. ve ben alyayı tek memeyle 2,5 yaşına kadar emzirdim. nolur 1 sefer daha emzirebileyim diye yalvardığım, nefesimi tuttuğum günlerde, söz verdim kendime emzirme hakkında tek kelime etmeyeceğime dair, ta ki bitene kadar. bugünlere kadar. emzirme haftasının bu son gününe kısmetmiş :)

uzun bir süredir aslında bu 2 travmanın etkisinden kurtuldum tabi ama beni böylesine etkilerken yine bu şekilde etkileneniz varsa bilin istedim ki bitiyor geçiyor, ve sandığınız gibi sadece sizin başınıza gelmiyor. ve bence annelik, çocuk büyütme filan değil zor olan, hamilelik, ve hemen ertesindeki lohusalık dünyanın en zor şeylerinden biri. şimdi de ne zaman hayat zorlasa beni bu günleri düşünüyorum, ve aslında her saçma şeye moralimizi bozacak lüksümüzün olmadığını hatırlamam gerekiyor, ve binlerce kez sükrediyorum.

Perşembe, Ekim 03, 2013

Gelinlik


 
 




2013-2014 kış sezonu  küçükler için "gelinlik", isterseniz bir kolu kapalı daha ağır, isterseniz iki kol da açık biraz daha spor olabilir model, önemli olan kuyruklu oluşu. Üstelik siz nasıl olduğunu anlamasanız da küçüğünüz kendi giyiyor, modelini de kendi veriyor. :=)

Hasta anne-kız evde ne yapar? Dolaplar dağıtılır, kıyafetler giyilir giyilir çıkarılır.. bunlar olağan şeyler. Olağan olmayan, beni hayrete boğan, yaz başında katıldığımız bir düğünden sonra Alya'nın gelin kelimesini o düğündeki gelin olan Esra ismi ile bağdaştırması, ve gelinlik/düğün kavramlarının bu şekilde içine yer etmesi ve bir daha asla aklından çıkmaması; fotoğrafta gördüğünüz Japonya'dan hediye gelen "kimono"mu alıp üzerine
"- anne, ben Esra Hanım, bak gelinliğime"
diye nasıl becerdiyse kendine "gelinlik" yapıp, böyle bir de poz vermesi. O andan sonra ne hastalık kaldı bende ne bir şey, nasıl bir enerji geldi fotoğraf makinasını kaptım içeriki odadan, bir yandan gülerek bir yandan yerlere yataraktan fotoğraf çektim inanamassınız..

Böyle zamanlarda hep annemin lafı geliyor aklıma, hasta olduğu zamanlarda özellikle güzel giyinip makyaj yapıp evde oturan canım annem. Bir gün yine böyle zamanların birinde bir komşusu çalmış kapısını, annemi kapıda böyle şımşıkırt görünce "aa çıkıyor muydun, başka zaman geleyim ben" diyince annem de şahane yanıtını vererek buyur etmiş komşusunu:
"Aa yok canım evdeyim, dışarı çıkamayacak kadar hastayım."

Herkese sağlıklı günler dilerim..

Salı, Eylül 24, 2013

Haftanın Oyuncağı : Denizkızı Yüzen Aktivite Seti


 
Alya'nın banyo ile tekrar barışmasını  sağlayan muhteşem bir oyuncak olduğu için kendilerini haftanın oyuncağı ilan ediyorum. Aslında 1 aydır evimizde, tamamen tesadüf eseri alakasız bir şekilde Nezih'ten aldım, ama 1 aydır her akşam banyo zamanı dediğimde Alya'nın gözlerinin parlamasına, koşa koşa banyo yapmak istemesine sebep oluyor.
 
 
 Hem montessori annelerine de hitap ediyor, gördüğünüz her bir parça çıkıyor ve takılıyor çok kolaylıkla, çocuk kendi yapıyor, küçük kas gelişimine faydalı.
 
 
Hem de buarada benim bile çok hoşuma gidiyor, suyun üzerinde yüzüyor olması çok tatlı, çok güzel masallar yaratabiliyorsunuz. Bir de magnet gibi duvara yapışıyor ıslanınca, banyo rengarenk bir hale bürünüyor. Bazı oyuncaklar içimizdeki çocuğu dışarı vurmak konusunda çok başarılı, değil mi... 
 
şşşht laf aramızda sizin çocuğunuzun en sevdiğiniz oyucağı hangisi? :=)

Pazartesi, Eylül 23, 2013

13. Istanbul Bienali





bir pazar sabahı, hava güzel, istanbul daha da güzel, ama alya ile bir gün geçiriyor olmak hepsinden de güzel. "sanat sanat için midir, halk için mi" diye düşündürten 13. bienali gezdik antrepoda benim ofisteki ekibimle(böyle demeye bayılıyorum) istanbul'da benim en sevdiğim mekanlardan biri burası.



elinizde kitapçık olması şart öncelikle, bir de sanat eserlerini anlatan rehberler var, onların peşine takılırsanız her şey daha bir anlam kazanıyor. benim favorim bu eller. kars'taki "ucube" denerek yıkılan heykelleri anmak adına "siz de bir el verin" denerek sokaktaki insanlardan yardım eli almışlar. sormuşlari siz de bir "el vermek, yardım etmek ister misiniz" diye, ve resimde gördüğünüz her bir el  destek olan sokaktaki insanların gerçek elinin bir baskısı, her ne şekilde baskı vermek istedilerse, kimi barış işareti yapmış, kimi yumruk sıkmış... soyutun somuta dönüştüğü harika ve de anlamlı bir örnek. buarada fotoğraftaki görüntü sadece 5 dakika durabilmiş, polisler toparlamış tüm elleri ve çöpe atmış, artık ne zannettilerse kimbilir.

gezi olaylarına da bir bölüm ayrılmış, kitapçıkta da zaten açar açmaz uzunca bir yazı var, sırf bunun için bile gidip görmek gerek.

20 ekime kadar açık olacak bienal, ve antrepo dışında salt, arter ve galata özel rum ilköğretim okulu'nda da gösterimler mevcut.

daha da fazla bilgi için:
http://13b.iksv.org/tr/

herkese sanat dolu haftalar...

Cuma, Eylül 20, 2013

Okul hayatının ilk günü

Okul hayatının ilk günü, koşarak okula giden bir tip.. Bilmemek ne güzel şey. Her şeyi ilk defa öğrenecek olmak. Bir sürü şey öğrenecek olmak. Bilgiye, öğrenmeye aç olmaları gözlerinden okuyor bu miniklerin.

Bizim sitenin içinde okulumuz. Zaten 1 senedir okulun parkına gittiği için Alya "okul" deyince orayı biliyor.
Ben kalayım mı gideyim mi nasıl etsem derken bizimki girdi sınıfa, arkasına 1 kez bile dönüp bakmadan etrafıyla ve diğer çocuklarla ilgilenmeye başladı, sonra kendi de kaptırdı, daldı oyuncaklara.

6 çocuklar sınıfta. Hepsi de kendi çapında bir oyunla ilgileniyorlardı, kimisi sepetin içine girmeye çalışıyor, kimisi davulla ses yapıyor, bizimki de çay takımlarından çay içiyordu.
Gözlerim sulanmadı değil. Kısa bir an.

Gitmekle kalmak arasında kararsız kaldım, sonunda oturdum bekledim yan odada. Yarım saat sonra Alya geldi yanıma, dedi ki

"anne, işim bitti, gidebiliriz." :))


Zorlamayalım ilk gün dedi öğretmen, evimize döndük. Bir eşik daha aşılmış oldu.

Nice eşiklere...

Pazartesi, Eylül 09, 2013

Alfabe Oyunu






Okullar bizim de ilgi alanımıza girmeye başladı ya---çok korkuyorum!-- Biz de günün anlam ve önemine uygun bir oyun! seçtik kendimize:Alfabe oyunu, dedik adına. Gece yatarken söyledim, pazar sabah uyandığında
"hadi alfabe oyunu oynayalım mı" diye uyandı Alya, ne olduğunu bilmeden.


Printli bir kağıt üzerindeki harfleri kesip hazırlamıştım ben. Alya da uhu sürdü arkalarına. Beyaz kağıda yapıştırdık. İkea'dan alınan çerçevenin içine yerleştirdik. Vee tatatataaam alfabe tablomuz oluştu, gidip yanına poz verdik. Sonra da ilk harfimiz Alya'nın A sını öğrendik. Babaya anlatırkenki heyecanını görmeniz lazımdı:

"Babacım bak biz anneyle naptık, ben de anneme yardım ettim."

ÖNEMLİ BİLGİ: Alfabe şarkısını herkes bilir: a,be,ce,çe,de,e,feeee... ; ilkokul öğretmeni bir arkadaşım dedi ki, sakın bu şarkıyı söylemeyin, dahası çocuğa harfleri be, ce, de, şeklinde sonuna "e" ekleyerek söylemeyin, bu şekilde öğrenince çocuğa "dede" yaz dediğinde dd yazıp bırakıyor ve bunu değiştirmek çok zor oluyor diye uyardı. Doğrusu: b(ı), c(ı) diyerek "ı" ları çok da söylememeye çalışarak öğretmeliymişiz.

Yeni dönem tüm çocuklara ve ailelere hayırlı olsun.

Çarşamba, Ağustos 28, 2013

Emzirmeyi bırak(tır)ma


Her çocuk farklı, her anne farklı, her anne-çocuk bağı da farklı. Ama değişmeyen bir kaç faktörün olduğunu keşfettiğim için ve benim gibi emzirmeyi uzun soluklu bir yolculuk olarak yaşayan hemcinslerime pozitif enerji verebilirim umuduyla burada tekrarlamak istedim.




--> Zamana yayarak, giderek azaltarak bıraktırma. Bu psikologların tavsiye ettiği bir yöntem. Ben hiiç ama hiç ihtimal vermiyordum. 2 yaşına girdiğinde Alya sürekli ve hep üzerimdeydi, ve artık oyuncak haline gelmişti. Öncelikle doktorumuz dedi ki kontrolü elinize alabilirseniz 2,5 yaşa kadar yoluvar, sonra da sizin kontrolünüzde yavaş yavaş kesersiniz. Ben kendim de 2 yaşta daha hazır olmadığım için inanamasam da atladım bu ihtimalin üzerine. Ve öncelikle "meme zamanları" belirledik, bizim için sabah, öğlen, iş dönüşü ve akşamdı. Önce iş dönüşünü kestik, sonra öğlenleri. Ve bağımlılık da giderek azaldı, "meme zamanı değil" dediğim zaman anlar hale gelmişti.
Üstelik bizden 1 hafta önce bir arkadaşım daha yine bu azaltarak yöntemini başarıyla uyguladı, onaylandı ve geçerliliği kesinleşti yöntemin, işe yarıyor baylar bayanlar!

--> Bu dönemde çocuk duygularını nasıl ifade edeceğini bilmiyor, siz onun adına seslendirmelisiniz, bu memeyi kesme sırasında durumçok önem kazandı bizim için. Sabaha karşı emdiği için ilk sabah 6 sularında geceden daha fazla istedi meme, vızıldanıyordu ki ben şu büyülü cümleyi söyledim:
"alya, ben de çok üzüldüm biliyor musun, ben de çok seviyordum seni emzirmeyi ve hiç bitmesini istemiyordum, ama süt bitti"
İnanamazsınız nasıl bir anda şak diye kesildi sesi, o andan itibaren bir daha meme demedi o sabah.

--> Memeyi kestiğiniz sırada her zamankinden daha çok sevginizi belli etmeniz, söylemeniz, sarılmanız iyi hissettiriyor çocuğu diyorlardı, çocuk da zaten onu arıyor--bkz bir önceki ilk gece yazım. Geceyi takip eden sabah ise 6dan 8e kadar salonda koltuk üzerinde sarılarak uyuduk. Benden daha mutlusu yoktur o sabah.

-->Çocuğu bu konuya hazırlama. Tatile giderken bile 1 hafta önceden kafasına sokuyorken nereye gidicez, uçağa mı binicez arabaya mı gibi detayları, tabi ki bu kadar önemli bir konu hakkında çok da abartmadan çocuğu hazırlamak önemli. Arkadaşım bir hikaye yazmıştı, ben süt bitiyor dedim. Alya başta "olsun anne ben yine de emerim" gibi bir öneri ile gelse de zamanla alıştı, "ne zaman bitiyor" diye sordu, anladım ki artık hazır.

Salı, Ağustos 27, 2013

Hayaller gerçek olurmuş..

 

Tüm hayalim emmeyi kendi kendine travmasız bırakan bir bebek/çocuktu. (Neler duydum inanamazsınız, memeyi bıraktıktan sonra dışarda arabada uyutup yatağına yatıran mı dersiniz, tv karşısında 3 ay boyunca sızmadan uyuyamayan mı dersiniz.. kabus)

30 aydır bekledim, sanırım artık yeterince bekledim, olmuyorsa olmuyor, zorla da güzellik olmaz di mi ama diyip kapadık gözümüzü, ama tabi hazırlıklarımızı yaptık, emmeyi çok azalttık 2 yaşına girdiğinden beri. Ve kafasını da bu şekilde doldurduk, bir gün gelecek, süt bitecek ve Alya büyüyecek...

Ve dün gece büyük geceydi.

Uyumaya gittiğimizde odadan bir daha hiç çıkmıyorduk normalde ama Alya'nın şuana kadar hayatındaki en zor gecesinde ne isterse yapmaya hazırlıklıydım, ilk önce biraz zorladı "bir kere meme, son bir kere" diye, ağlamadan ama mızıldanarak, baktı kararlıyım, "makarna pilav var mı bakalım mı, bir kere bakalım" dedi. Gittik mutfağa, 1 tabak sebze çorbası, üzerine 1 tabak da pilav yedi.! Sanırım sigara bağımlıların sigarayı bırakmasından sonra kilo alışları gibi Alya'nın da yanaklarda şişme bekleniyor yakın gelecekte.

Saat 9 gibi karnı iyice doyunca artık, geçtik yine yatak odasına, attık yerlere yastıkları, başladık üzerilerinde dönmeye. ve Alya bir daha hiç ama hiç meme istemedi!!!!--nasıl olur allahım!!!!

"yakın ol anne bana" dedi, içine düşücektim."anne hep bana yakın olcak msn, uyanınca da olcak msn" dedi. nasıl sıkı sıkı sarıldığımı siz tahmin edin. sonra hikayeler başladı, almıştım gazı, biri bitmeden diğerine geçtik, saçmaladık, güldük, saatler geçti. ben uyumak üzereydim artık birden dedi ki:

"anne sarılarak uyuyalım mı" bu kadar bağlılık da fazla mı diyorsunuz, olsun, hayallerim gerçek oluyor, daha ne isterim. bir sarıldık, bir ayrıldık, tekrar sarıldık.. en son hatırladığım el-ele uykuya dalmıştı...

daha bununla bitmedi hikaye, çok eminim, ama olsun, ilk gece böyle olsun, en zor gecem/gecesi, artık hepsine hazırlıklıyım.

Darısı biraz hazırlık biraz hayalle tüm dileyenlerin başına...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...