Pazartesi, Temmuz 22, 2013

özgür şehir christiania

 

 









henüz gezi parkı dağıtılmamıştı, o muhteşem #direngezi bohem ruhu çadırları ile birlikte parkı döşüyordu, ve biz aylar öncesinden aldığımız bir bilet ile danimarka yollarına düştük, aklımız kalbimizi gezide bırakarak. biz oradayken dağıtıldı gezi. o günkü hassasiyetten olsa gerek geldiğimiz ilk günlerin birinde doğru christiania'nın yolunu tutttuk, çünkü yaşadıklarımıza çok benziyordu tarihi, çok uç bir örnek olsa da umut aşılıyordu, bize ve sanırım dünyanın geri kalanına.

christiania, danimarka'nın başkenti kopenhag'ın merkezine sadece 15-20 dakikalık mesafedeki bir alan. 1971'de o bölgede daha yeşil bir alan ve çocuklarına oyun alanı isteyen bir grup danimarkalı'nın devlete karşı isyanı ile başlıyor olaylar,10-15 sene sonra ancak 1980'lerde bağımsızlıklarını ilan ediyorlar ve devlet de kabul ediyor. o günden beri kendi kurallarına göre yaşayan, devlete vergi vermeyen, sayıları 1000'i geçmeyen bir grup danimarkalı kendi restoranlarında ve "christiania bikes" denilen bisikletlerden üreterek hayatlarını sürdürüyor. büyük bir nehir kenarına dizilmiş evlerini kendileri yapıyor, "community" lerine kimseyi dahil etmiyorlar. zamanımızın görülmemiş bir hippi hareketi kısaca.

christiania bisikletleri işte bunlar, christiania'dan tüm danimarka'ya yayılmış durumda, özellikle çocuklular tercih ediyor, biz de 2 gün bununla dolaştık, yanlız çocuğun oturması gereken yere ben de oturdum alya ile, çok eğlenceliymiş, tabi bir de evren'e sorun! :)


bence unesco dünya mirası gibi dünya üzerinde mutlaka görülmesi ve anlaşılması gereken yerlerden. zaten bir çok kez tezlere konu olmuş durumda.

çoğu yerde çekim yasak olduğu için fotolar maalesef iphone ile..

göz atmak isterseniz kaynak:
http://en.wikipedia.org/wiki/Freetown_Christiania
http://www.visitcopenhagen.com/copenhagen/christiania

Salı, Temmuz 16, 2013

Pazar kaçamağı: Büyükada



 
 
 
 

Merhabalar. Herkes nasillar. Bizde hala gezinin bıraktığı bir kızgınlık, bir şaşkınlık, bir sudan çıkmış balıklık hali hakim. Hayat da hızlı buaralar, yaza ve ramazana hiç yakışmamacasına. Sürekli bir yerlere bir şeyler yetiştirme telaşında yazı teğet geçirip gidiyoruz hissi içindeyken haftasonu 1 günlük Büyükada kaçamağı hayatı yavaşlatmak için çok başarılı oldu.

Her seferinde beni büyülemeyi nasıl başarıyor adaların en büyüğü hiç bilmiyorum. Diyebilirsin ki hep aynı şey, büyük de olsa adı, kendi minicik en nihayetinde, ne kadar farklı olabilir. Oluyor işte. her seferinde yeni bir şey keşfediyorum. Bu seferki keşifler iskeleye tepeden bakan Kahve Dünyası ve pencereleri ile adanın kalabalığından uzakta bir restoran olan Fıstıkçı Ahmet'te gün batımı.

Buarada farkettiniz mi acaba Alya'nın bezi yok! Büyütmemeye çalışıyoruz çok, zaten bezsiz ilk gecenin arkasından tüm günü dışarda ve adada geçirmemizden durumu ne kadar ciddiye aldığımız belli oluyor sanırım. Neyse hayırlısı :)
 

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

taş boyama

 





herşey annemin dünya tatlısı ressam arkadaşı Ayda Kantar'ın birbirinden güzel taşlar boyamasıyla başladı, annem de taş boyamak için buluşma ayarladı ve terapi seansı gibi olan aktiviteye talep epey yüksek oldu. bu ikinci buluşma. herkes şimdiden bir sonrakini merak içinde :)

taş boyama için ihtiyacınız olan şeyler:

- taş :)
- akrilik boya(su bazlı)
- ince/kalın uçlu fırçalar
- vernik(Şeffaf oje de işinizi görebilir)
- kalın siyah keçe kalem

taş boyama için en güzel boya su bazlı akrilik boya ama sulandırmadan boyanırsa taşı çok güzel kapatıyor. bir de plastik boyası vardı bizde akrilik kadar kuvvetli değil bu konuda. bir kat renk sürüldükten sonra kalın siyah keçe kalem ile üzerine bir şey çizmek isteyebilirsiniz. Her şey bittikten sonra da vernik sürerseniz daha kalıcı oluyor.

ve işte sonuçlar:



kitaplığımızın artık bir taş köşesi var :)

Çarşamba, Temmuz 03, 2013

minik şeyler


alya'ya pek de yansıtmamaya çalıştığımız tüm patırtı gürültü arasında yeniden hayattaki minik şeylerin önemini hissetmeye çalıştığımız buaralar başladı : göbeğini göstermece ve saklamaca ve bundan sonsuz keyif almaca oyunumuz.

buaralar çünkü alya'ya doğduğundan beri hep ama hep alttan çıtçıtlı bebek body'lerinden giydirdim. çok seviyorum ayrı, bir de sırtı göbeği açıldı, aman sok içine derdi yok. ama artık büyüdü ya, artık bezi bırakmaya günler var ya, atlete geçtik--kendim nasıl da sevmem atlet giymeyi, ama belli bir yaşa kadar anneler nasıl da zorlar, aslında sadece bir alışkanlık, kendi annem hala giyer o da apayrı-- artık açıp görebiliyor göbeğini kendisi.  bundan da acaip keyif alıyor/aldırıyor. :)

Salı, Temmuz 02, 2013

yayınımıza bir süre ara vermiştik..


..çünkü biliyorsunuz, direniyorduk, hayatımızda hiç görmediğimiz kadar heyecanlı bir filmin içine girmiştik sanki, tam 1 aydır meydana gelen mucizeleri başka türlü nasıl açıklamalı?

bir sabah köprüyü yürüyerek geçti onbinler!! gezi parkında çadır kurdu binlercesi, pankartlar tencere tavalarla sokağa döküldü halk istanbul'da, ankara'da, konyada, berlin'de,  gündüz iş adamı iş kadını, gece gaz maskesi ellerinde birer clark kent oldular, twitterdaki "orantısız" zeka dilden dile aktarıldı, iş toplantılarında yankılandı kahkahalar, durdu sonra adamlar ve kadınlar, sadece durdular ve dünya da durdu bir süreliğine... rengarenk boyandı son olarak taksim dün, hiç olmadığı kadar...

gaz festivalini geçtim ama ölümler, yaralılar, göz altılar olmasa bir masaldayız sanabilirdim. değiliz maalesef. herşey gerçek. herşey değişim, özgürlük ve eşitlik için, herşey daha yaşanabilir bir türkiye için.

hayat devam etmeye başladı buarada tabi, alya öyle dedi, bunu yaptı diye basit şeylere şaşırıp sevinebilmeye başladık yine ve yeniden.. böyle hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden insanlara kızıyordum bir de. ama 1 ay sonunda şimdi anladım ki gezi olmazsa abbasağa olur diyen değişim ruhu öyle anlık haftalık göstermelik gaza gelmişlik değil, yarın değil, haftaya değil ama seneler sonra adım adım türkiye değişecek, gözlerimiz yaşlı ama her gün bir gün daha yakın olacağız güzel ve özgür günlere..

Perşembe, Mayıs 30, 2013

Sanırsın Central Park












Göztepe Parkı. Muhteşem. Son zamanlarda herkesin ağzında. Haklı sebebleri varmış. Sanırsın Central Park. Göl bir tarafta, muazzam bir çocuk parkı diğer yanda, gerçeği ile aynı büyüklükteki gemi şeklindeki oyun alanıyla, çiçekleriyle, muntazam düzeniyle, müzik eşliğinde azalan çoğalan su gösterisi ve o suyun içinde kendini kaybeden coşkulu çocuklarıyla tek kelimeyle çok etkileyici bir park olmuş.

Gittiğimiz günden beri sayıklar olduk, alya gemi şeklindeki oyun alanında tırmandığı ipleri, ben de su şovundaki çocukların o coşkusunu.

Bu haftasonu ne yapsak diyorsanız daha fazla kaçırmayın derim.

Bir daha görüşmek üzere bambaşka bir dünya Göztepe Parkı...

Cuma, Mayıs 24, 2013

şapkalı ressam





en büyük hayallerimden biri gerçek oluyor, alya ile birlikte resim/sanat yapmak :)

parmak boyasını ilk yaptığımızda sadece ellerine sürmüştü alya olduğu gibi, kağıtla pek ilgilenmemişti, şimdilerde artık olduğu gibi kağıda sürüyor! büyük ilerleme! :) renkleri iyice kafasına oturtması için de çok faydalı oluyor aktivite, gördüğünüz gibi bu sefer mavi ve kırmızıya yoğunlaştık. buarada boyama önlüğünün sağladığı sonsuz özgürlüğün tadını çıkarıyoruz, şiddetle tavsiye edilir.. ama şapkasız da olmaz tabi.

birlikte resim yapacağımız günler çok yakında hissediyorum :) merak ediyorum, sizin çocuğunuzla yapmaktan en büyük keyif aldığınız/keyif almayı heyecanla beklediğiniz oyun nedir?

mutlu cumalar, bol aktiviteli, rengarenk ve bahar kokulu haftasonları...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...