Gezimizin son durağı Selanik'in güneyinde bulunan ve çatal görünümündeki Halkidiki yarımadasının en sağındaki Ouranapolis.(Part-2) Bir önceki yazının devamı aslında ama günbatımında daha varır varmaz vurulduğum çok tatlı bir sahil kasabası olmasının yanısıra kazayı yaptığımız, sımsıcacık yunan halkının tüm yardımseverliği ile tanıştığımız yerden ve özellikle Hotel Filoxenia'dan uzun uzadıya bahsetmek istediğim için ayrıca yazdım.
Halkidiki, Thasos'a göre daha organize, daha pahalı. Çatalın ilk yarımadası Selanik'lilerin en uğrak yeri, Lonely Planet'in değimiyle"unimaginitave" binalarıyla pek popüler ve kalabalık dolayısıyla.
İkinci yarımada biraz daha sessiz, daha sakin, aile yeri diyor oraya yine Lonely Planet.
Ama üçüncü yarımada (Mount Athos)Athos Dağı'nı barındıran, dini anlamı olan gizemli bir yer. Şöyleki, adanın 10'da 9'una giremiyorsunuz. Yasak bölge; kadınlar için tamamen yasak, erkekler ise belirli bir işleme ve izinlere tabi. Çünkü burada yüzyıllardır katolik rahipler yaşıyor. Avrupa birliği bile bu yasağı delememiş. Şuan 2000 rahip ikamet ediyor. Kadınlar sadece 500 metreye kadar yaklaşabiliyor, o da tekne ile, 3 saat boyunca. Gerçekten de enteresan güzellikteki manastırların olduğu etkileyici bir yer bu Mount Athos:
Hotel Filoxenia:
Merkeze çok yakın olan otelin kendisi zaten palmiye ağaçlarıyla, kahvaltıyı sundukları bahçesiyle çok sempatik. Ama her yeri ve herşeyi iyi ya da kötü yapanlar asıl insanlar. Bu oteli de özellikle işleten kadın, ve ona yardımcı olan kızı, oğlu, eşi ve babası dünyalar tatlısı, yardımsever, içten, iyi insanlar. İlk sabah merkezden kalkan tekne turuna acil yetişmeniz lazımdı, kadın kendi önerdi:
"-biz bırakalım, işiniz bitince haber verin gelip alalım"!
Akşamına keşif gezisi sırasında yürümez olan arabamızı bir benzinciye bıraktığımızda kadının oğlu gelip bizi aldı, ve ertesi gün de tekrar sabahın köründe Evren ile birlikte tamirci aramaya gittiler.
Hele de dilini bilmediğiniz yabancı bir yerde muhtaç duruma düşmüşken böylesine bir yardımseverlik gözlerimi dolduruyor, tüylerimi diken diken ediyor hala bile. Ne kadar teşekkür etsem az, yapabileceğim sanırım en güzel şey bu satırları okuyan herkesi o otele gönderebilmek :)
Biz tatilden döndükten sonra şöyle bir yazı okudum Radikal'de yayınlanan:
Thasos'a giden kiminle görüştüysem hepsi de booking.com'dan otel ayarlamışlardı, biz de önce airbnb denedik, bayram sebebiyle muhtemelen yer bulamadık, booking'e döndük, trip advisor ile birlikte. Yazıda bahsettiği gibi yorumlara çok önem veriyor insan, hatta döndükten hemen sonra yazayım yorum diyordum, özellikle Hotel Filoxenia hakkındaki içimden taşan güzel duygularımı, ama bu radikal'de yayınlanan yazı çok haklı, dolayısıyla burada da bahsetmek istedim. Daha güvenilir geldi bloga yazmak, ismim belli cismimi belli. Aynı şekilde bu gezi için de hep blogları gezdim, epey bir insan detaylıca yazmış, size de ilk önerim bloglar olur zaten. Yazıda da ayrıca benim de ilk defa öğrendiğim siteler var, bir göz atın derim.
Bir de özellikle teşekkür etmek istediğim bir arkadaşım var, instagramdan, eski bloggerlardan:defneyleyasamak.com blogunu sahibi Tuğba. Daha önce hiç konuşmadık ama fotoğraflarına ve dünya güzeli kızına bayılıyorum. Fotoğraflarından Thassos'a gittiğini biliyordum, tüyo var mı diye sordum, telefonlaştık, dedi ki
"-öyle mesajla içime sinmez, herşeyi detaylıca anlatmalıyım."
Çok mutlu oldum. Instagramı bu yüzden çok seviyorum, bence sosyal ortamların en pozitifi, hayatıma çok tatlı insanların girmesine vesile oldu.