annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 06, 2015

Annelik incelikleri

Bu blogu tutmaya başladığım ilk günlerden beri tanıdığım çok tatlı çok becerikli 2 dünya tatlısının annesi Ayşegül, onun da kendi blogu var: www.annemahsustan.blogspot.com


2. sınıfa başlayan oğlu için her Sabah onu meraklandıracak bir süpriz yapıyor, o kadar hoşuma gitti ki not ettim kendime, size de ilham verebilir..


Detayı için tıklayın onun bloguna:













http://annemahsustan.blogspot.com/2015/09/karalama-kopyala-yapstrma.html#comment-form

Salı, Mayıs 13, 2014

Anneler günü coşkusu


Bu anneler günü bir değişiklik yaptık, spontan bir şekilde Adana'da bulduk kendimizi. 
O sımsıcacık o şeker gibi tatlı insanlarıyla, 3er 4er çocuk sahibi anne ve teyzeleriyle birlikte dopdolu bir haftasonu geçirdik. 

Anne olmak muhteşem, insanı dönüştüren geliştiren bambaşka bir duygu, 
Geçti gitti ama coşkusu her gün.

Tüm annelerin, 
ama en önce hayatımdaki iki muhteşem annenin--annemin ve kayınvaldemin 
anneler gününü dün ve bugün kutlamak istedim bir kez daha.
Onlar olmasa zaten olmazdık, ama şimdi 30lu yaşlarımda bile ve her an onlarsız hayatı hiç düşünemiyorum.

İyi ki varsınız!


Salı, Aralık 03, 2013

Uyku, alışkanlıklar ve anaçlık üzerine

Bu gece başka bir dönüm noktası hayatımızda. Saat 09.31 pm. Alya uyudu. Kendi kendine. Banyo ve diş fırçalama sonrası. Bizim evin alışık olmadığı üzere tüm sesler ve ışıklar söndü 9da. Anne ve baba kendi yatağına yattı, Alya gitti kendi yatağına. 3 kere çişi 1 kere kakası geldi kalktı yataktan. Ama olsun, debelenme sesleri bir süre sonra yerini horultuya bıraktı. Amanınn, gerçek mi bu!?

(Bu geceden 1 gece ve daha da öncesi: 8'de başlar uyku muhabbeti, daha rutini bile değil,
"uyumuucam, oyun oynuucamm" nidaları eşliğinde ben diyim 10 siz diyin 11 de uykuya dalınır, anne ile sarmaş dolaş, yanak yanağa, ama tabi önce bitap düşen anne sonra Alya.)

Yanak yanağa uyumayı bırakmak istemeyen, Alya'nın içerden gelen her sesine fırlamaya hazır anneye süreç içerisinde babanın yorumu:

"ikinize birden uyku eğitimi vermek gerek, anlaşıldı" :)

Sanırım ben eğitimimin en büyük sınavını verdim bu gece, ilk sefer her zaman en zorudur, bir yandan kendi kendine bırakmaya kıyamıyordum, diğer yandan ona sarılarak uyumak bütün gün beklediğim bir şeydi ama bu kararımız Alya'nın

okulda öğretmenine çok bağımlı olduğu haberi ile tetiklendi.

Okuldaki psikoloğun da tavsiyesi ile uyumadan önce babası anlattı bu gece ayrı uyuyacağımızı, Alya da kabul etmiş! Voila! 1 kere bile dönüp de anne yanıma gel demedi, çocukların potansiyelini nasıl da görmezden gelebiliyoruz...

Görünen o ki çocuklarımıza bu kadar bağımlılık ile doğru bir şey yapmıyoruz aslında, kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmeleri gerekli, ve zaten buna da istekli ve hazırlar. Odasını ayırırken, yanımızda yatırmaktan vazgeçip kendi yatağına yatırmaya geçerken, ve memeyi keserken de aynı şeydi, önce anne olarak benim bağımlılığımdan vazgeçmem gerekiyor her seferinde,

ben hazır olduğumda görüyorum ki Alya aslında çoktan hazır, ben görmeyi ertelemişim.

ve ben böyle yaparak aslında onun gelişimini geciktiriyorum. Öyle değil midir ama, çocuklar annelerin gözünde hiç büyümez?

Pazartesi, Kasım 25, 2013

Bir kadını ortadan ikiye böl...

 
Bir kadını ortadan ikiye böl…
Yarısı annedir,
Yarısı çocuk,

Yarısı sevgili
Yarısı aşk..

Duyanlar bunu bilmez,
Görenler anlamaz bunu!

Yarısı rivayettir,
Yarısı gece.

Cemal Süreyya
 
Bir önceki çelişkiler ile ilgili yazım ve ruh halim üzerine cuk oturdu Cemal Süreyya'nın bu satırları ve @portakalmavi 'nin instagramına koymuş olduğu bu muhteşem resim. Çok beğendim çok.
 
Herkese iyi haftalar...
 


Çarşamba, Kasım 20, 2013

Nardis Jazz Bar ve annelik çelişkileri üzerine


Tam 1 sene önce bugün yazmışım, artık Alya'nın da çok yakın arkadaşı olan Ceyda'nın kendi doğum gününde Nardiss'de şarkı söylemek için bizi çağırdığı harika gecede, taslaklarda buldum şimdi, yayınlamamışım, ama şimdi okuyunca bir yandan çok tanıdık geldi bazı sahneler,diğer yandan 1 senede aslında ne kadar değişmiş hayatımız, güldüm kendi halime...Özgürlükler, kan ter içinde kalmalar, uyku ile unutulanlar ve özellikle her an ve sürekli içine düştüğümüz çelişkiler üzerine...
 
 
İlk yarı aklımdan geçenler--Alya uyku saatini çoktan geçmiş, yorgunluk hiperaktivitesine tutulmuş durumda:


Allah'ım ne akla hizmet getirdik bu yerinde durmaz çılgın veleti bu minnacık caz bara! Ne düşünüyordun ki Nazlı! Caz bar ya bu, bildiğin loş ve canlı müzik ortamı, bir de dar, bir de üst katı ve yüksek yüksek merdivenleri var. Ama olmaaz Nazlı hanım o çok görmek istediği ve senelerce beklediği caz barı görmek için Alya'sının 1,5 yaşına gelmesini beklemiş, daha da bekleyemez! Hadi bekleyemedin madem, madem totonu tutamıyorsun evde, kızını bağımsızlaştır kendinden de sakin ev ortamından uzaklaştırma, çocuğun canı çıkıyor ayrı, senin canın çıkıyor ayrı. İyi ki arkadaşların da geldi bari, iki çift laf edemedin, ne anladım ben bu işten, Nardiss'e gittim diyebilmenin, dekorasyonunu görebilmenin dışında. Kan ter içinde de kaldın emziricem diye zaten. Offf Nazlı bu son olsun!

Buarada Alya'nın sesi şarkı söyleyen arkadaşımız Ceyda'nın sesini bastırdığı bir anda ben sandalyeyi devirip ondan da yüksek bir ses çıkardıktan sonra arkadaşımın yorumu:

"Alya gayet normaldi, sen panik yaptın!"

       İkinci yarı aklımdan geçenler--Alya arabasında mışıl mışıl uykuya dalmış durumda:

Allah'ım ne iyi yapmışız da gelmişiz, Ceyda'nın ne de güzel sesi var, insanı pozitif bir ruh hali kaplıyor. Ortam nefis, çok keyifli. Ohh arkadaşlarımı da görmüş oldum, sohbet harika. New York'ta bir yer altı caz klüpte gibiyiz. İyi ki yukarıya oturmuşuz, hem Ceyda'yı hem de kuş bakışı tüm müzisyenleri görüyoruz buradan. Alya'yı da iyi ki yanımıza almışız, uyandı mı, nasıl uyudu, koşarak mı dönsek napsak derdimiz yok ohh hayat yine çok güzel--burada bir kuş cıvıltıları eksik--

Kıssadan hisse: Annelik baştan sona çelişkiler yumağı demek ve kan ter hep geçiyor günün sonunda bebeğiniz uyuyunca, sabır tek ve belki de en ihtiyacı(m)ız olan.


Çok merak ediyorum siz de yaşıyor musunuz aynı çelişkileri gün içinde, hatta aynı saat içinde bile?

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

Mutlu Anneler Günü


Soldakini biliyorsunuz zaten, sağdaki ise 1980'lerde ben ve annem.

Hamileyken bile tahmin edemiyordum anne olmanın ne müthiş bir duygu olduğunu, ne zaman ki biri gözlerinizin içine bakıp size anne diye sesleniyor, hatta anneye benzer "anniea" gibi bir şey bile olabilir bu, kalp atışlarınız aniden hızlanıyor-muş, meğer.  Meğer bu duygu dünyada hiç bir şeyle özdeşleşmiyor, bir kadının sadece "anne" kimliği onu çok mutlu etmeye yetiyormuş...

Dünyanın tüm annelerinin anneler günü kutlu olsun!

Perşembe, Aralık 13, 2012

Çocukla dışarda yemek



Dışarda çocukla nasıl ve nereye kadar rahat olunmalı/olunabilir? Diğer insanların sınırları nerede başlar?

Beni tanıyanlara sorsanız rahat bir karakter derler benim için, öyle pek takıntım yoktur, titizlenmem herşeye, koşullara, değişimlere ve ortamlara uyum sağlarım. Anne olunca da bu durum böyle devam ediyor. Pek öyle çocuğun düzeni bozulmasın diye evde de oturmadığımız için yetişkin mekanlarda dolaşıyoruz sıkça.

Hal böyle olunca restoran/işletme sahiplerinden, oralara gelen konuklara kadar pek mutlu bir tablo oluşmayabiliyor çevremde. Rahatım ya, Alya'yı da rahat yetiştiriyorum ya tuzu mu alıyor eline
"al kızım" diyorum
"aa dökülüyor mu" diyip onunla birlikte döküyorum :)

Mekan sahipleri sinir oluyor bana, arkamdan berimden dolanıp etrafı düzenliyorlar. Tabi ki ben zaten onlardan önce temizlemeye girişiyorum, bıraksalar temizlicem zaten. Hani evde nasılsan dışarda da öyle ol denir ya etik açıdan, ben aynen evde de böyleyim, durum kendi içinde uyumlu yani :) Evde de bu sefer Evren şaşırıyor:
"hıh naaptin Alya bak kirlendi battı etraf" diyor,
bense "onemli degil toparlarim ben simdi" yaklasimindayim.

Sex&thecity dizisindeki bir sahne geliyor gözümün önüne hep: çocuk sahibi olmayan/olmak da istemeyen karakter yemek yerken yan masadaki çocuğun hareketlerinden çok rahatsız oluyor, şikayet ediyor--haklı olarak-- ve diyor ki
"ben mecbur muyum bu gürültüye bu rahatsızlığa maruz kalmaya, isteseydim bunu zaten çocuk yapardım"
çocuk 1 saniye sonra kadının yüzüne spagetti fırlatıyor :)

Çok doğru, çok haklı, ama gel gör ki bir çocuğu öyle put gibi oturtmak mümkün değil, henüz oturduğu yerde boya yapacak yaşta da değil, ya çıkmaycaksın dışarı--münkün değil-- dışarı çıkınca da onu yapma bunu yapma aman ses çıkarma hem demek istemiyorum, hem de zaten nereye kadar engel olabilirsin çocuğa. Ya da çocuğunuzu oyalayacak güzel bir kız arkadaş grubunuz olacak, her yere onlarla gideceksiniz :)

Dolayısıyla ben bunun ikilemini yaşıyorum, rahatlığımdan ve engellemek istemediğimden etrafa sürekli bir rahatsızlık veriyoruz. Bir yanım rahatsız oluyor rahatsızlık verdiğimden, diğer yanım "amaaan ne yaparsın çocuk işte" bakışları fırlatıyor çevreye. Anneliğin ikilemleri her yerde!

Tüm bunların yanında çook tatlı insanlarla da karşılaşmıyor değiliz, durumun farkına varıp, çocukla çocuk olan, tüm güleryüzüyle hayatımızı kolaylaştıran dünya tatlısı garsonlar, işletme sahipleri ya da oraya yemeğe gelmiş diğer insanlar. Hayatın her alanında olduğu gibi, her tarz insan var, hayatı zorlaştıran, bir de hayatınıza renk katanlar.
Siz ne yapıyorsunuz bu durumlarda çok merak ediyorum. Sus otur diye bastıranlardan mısınız, hiç evden çıkmayanlardan mı, yoksa çocuklarla nereye gidilir diye araştırmadan evden dışarı adım atmayanlardan mı?
Benim gibi rahat olanlarınız var mı, nereye kadar umursamıyorsunuz? Bir çözüm bulabildiniz mi duruma?

Perşembe, Kasım 01, 2012

Baba ne yapar, anne ne anlar?

Aynenn dedim ilk görünce, sonra güldüm tabi.
İşte ben de tam da bu şekilde hissediyorum
Evren Alyayı uçururken, ya da çeşitli akrobatik hareketler yaptırırken, ya da tepetaklak çevirirken vs.
Ve her ikisi de zevkten dört köşe kahkahalarla gülerken
Ben anne olarak hep "ayy aman dur yavaş ayy bakamicam galiba" diye söylene söylene uzağa kaçıyorum.
Üstelik tanıyabileceğiniz en gözükara insanlardan biriyim-biriydim ya da belki de, annelik değişimi.

Sizce de öyle değil mi, yoksa biraz abartıyor muyuz anneler olarak şekilde görüldüğü gibi :) belki biraz anne abartıyor, biraz baba rahat davranıyor ikisinin ortası, ne dersiniz?

Salı, Nisan 24, 2012

Anne Memee!

Bu bıdırık bugün sabah "Anne, meme" diye uyandı, ve uyandırdı!
Net ve en yumuşak ses tonuyla
Tam da doktorla konuşmuşken artık sabah uyandığında meme vermemeyi kahvaltısını geciktirdiğinden.
Ama hiç umruma gelmedi
Bir anda duydum ya o büyülü! :) kelimeleri
Uykum(uz) açıldı anında benim de babasının da
Neresinden nasıl öpeceğimi şaşırdım
Heyecandan

Perşembe, Nisan 19, 2012

5 jenerasyon

Büyükannem, güçlü ve otoriter kadınlardan
1 haftalık Alya
1 haftalık lohusa ben
Canim annem
Dünyanın en tonton ananesi
Dile kolay 5 jenerasyon

Evren zorla çıkarmıştı ilk haftasında Alya'yı, iyi ki de çıkarmış, bazı şeyleri bana zorla yaptırıyor, sonra dönüp tekrar tekrar teşekkür ediyorum iyi ki de yaptırdı diye. Bu da onlardan.
Şimdi büyükannem oturamıyor.
Böyle bir fotoğrafı bir daha çekemicez...

"insanın annesine ihtiyacı hiç bitmez ki..."

Annem:100. kayıt sana!

Geçenlerde annem blogumu okudu. İlk defa. Baştan sona. Ne yaparsam yapayım her zaman destekleyen, kendini sürekli geliştiren, ailemizin neşe ve huzur kaynağı, en büyük dayanağım hayatta...

"Eyvah anneme benzemeye başladım" sendromu vardır ya, benim hiç bir zaman olmadı. Hep anneme benzemekten gurur duydum, inşallah annem gibi sakin ve mutlu olurum dedim hayatta, ama annemin aslında içinde fırtınalar bile kopsa bize yansıtmadığını anımsayarak. Zaman geçtikçe daha çok annemden alıntılar yapmaya başladım, daha sık "-annem hep der ki..." diye başladım cümlelerime..

Annem bir ev-hanımı ve iyi ki de öyle, okul dönüşlerimdeki sıccacık çay-bisküvi saatlerimiz ona dair en güzel anılarımdan... Şuan benim yaşadığım anne-iş kadını kimlik bunalımım da bundan kaynaklanıyor zaten. Çalışan bir annenin kızına çalışmak nasıl doğal geliyorsa bana da o kadar anormal geliyor minicik yavrucağı evde bir yabancıyla bırakma fikri. Şuanki koşullarda binlerce kez minnettarım annem ve babam her allahın günü sıcak yataklarından çıkarak Alya'mın yanında alıyorlar soluğu.
Anne olduktan sonra daha bir fazla düşünmeye başladım annemi, anneliği, kendimi sonra tekrar annemi. Henüz 1 senesi dolmuş bu tazecik rolümde daha fazla anmaya, hak vermeye, her zamankinden çok ihtiyaç duymaya başladım anneme. Annem diyor ki "Bir çocuğun annesine ihtiyacı hiç bitmiyor ki..."

Annem, seni çok seviyorum, iyi ki benim annem olmuşsun.

Foto: Annemle babamın evliliklerinin 30. yıldönümlerinden. Sanırım en mutlu fotoğraflarından biri annemin. Babamsa ayrı bir yazı konusu :)

Perşembe, Şubat 23, 2012

Baba Kız Başbaşa

Taksim'de bir kızlar gecesi, dönüşte beni bekleyen sakin ve huzurlu bir ev koca ve bebek üçlüsü, kesintisiz harika bir uyku, sabah 8'de mutlulukla şakırdayan bir bebek... değmeyin keyfime. Buyurun buradan okuyun mutluluğa seranadımı:
http://nazli-akal.blogspot.com/2012/02/en-son-ne-zaman-oldugunu-hatrlayamadgm.html


İlk defa bırakıyorum onları başbaşa, heyecanım ondan. Alya 2 aylıkken bir düğüne gitmek için ilk kez bebeğimizin başında dursunlar diye ardımızda bir ordu bırakmışlığımız vardır, böyle başladık yola. Bizimki midir böyle sesi gür kendi hür, yoksa kızlar mıdır genel olarak bilinmez. Sinemaya bile 2 kere düşünerek, değer mi değmez mi! sorunsalından sonra karar verir hale geldiğimizden koca da ben de tedirgindik en yakın arkadaşlarımızdan biri kızkıza doğumgünü yemeğine çağırdığında.
Gece uykusu rituelimizi yaptıktan, buzluktaki sütlere bir de yedek yeni süt çekip evdeki tüm biberonlarımızı olası çığlıklara karşı sakinleştirilmek üzere süt ve rezene çayı için sıra sıra dizdikten sonra akşam dokuz gibi aldım soluğu Taksim'de. Uyuduğu için aklım Alya'da kalmamıştı, ama bu sefer babada kaldı :) Bu gece çok önemli! Nasıl geçerse bir sonraki geceler /günler için bir "milestone" olacak çünkü. Detaylarda kaybolmadan çok güzel bir gece geçirdim, daha da önemlisi evdekiler de oyle, aslan baba! Eve döndüğümde babamız bir elinde biberon diğer elinde kumanda hazıroldaydı Alya'nın başında :)
Gecenin prensesi dedi ki "-Güzel bir histir diye düşündüm, eve gidip kocanın ve bebeğinin evde seni bekliyor olması."
Harika bir his, koşa koşa eve dönmeni sağlayacak kadar, ama sakin ve huzurlu bir ortam karşıladığı için beni ayrıca minnettarım. (uzun bir iç geçirme) Dahası bu gecenin sabahı kızım bir güzellik yapıp 8'e kadar hiç uyanmadı. Gece sık sık uyanan bir bebek için bu gerçekten bir hediye anneye. En son ne zaman böyle uykumu aldığımı hatırlamıyorum. Ve tabi ben bütün günü bir sevgi kelebeği şeklinde geçirdim kaçınılmaz olarak.
Bebeğime düşkünlük derecesinde bağlı bir anne modeli olsam da içlerinde hiçbiri anne olmayan arkadaşlarımın yanında anne-bebek muhabbetinden soyutlanıp bambaşka diyarlara daldığım bolca gülüp sohbet ettiğim gece ruhum, devamında aldığım uykuyla bedenim kocaman bir nefes aldı.

Milestone: Bu geceyi tekrarlamak için kendime not düştüm.

Çarşamba, Ocak 04, 2012

So far so good


Henüz sadece 9 ay olmak üzere, ve bu henüz sadece 9 ayda bile kendin hakkında, bebekler hakkında, eşin, ilişkiler, saygı, sevgi, özveri hakkında o kadar öğreniyorsun, gelişiyorsun, sınırlarını zorluyorsun ama ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi başa sarıyorsun ki sonunda
 dönüşüyorsun, büyüyorsun--beni Alya ile oynarken gören biri bu son söylediğime şahit arar gerçi, büyüyor muyum, geri mi gidiyorum yaşça, belli değil :)

Daha az şeye/kişiye kızmaya başlıyorsun. Zaman altın değerinde görünüyor gözüne. Sadece tuvaletini istediğin zaman istediğin süre boyunca yapabilmek bile büyük bir özgürlük gibi görünüyor gözüne.
Dünyanın tüm sabahlarına bebeğin ile birlikte, bebeğinin kokusunu duyarak uyanmak istiyorsun--ve nolur biraz daha uyusak diye uyanıyorsun her yeni güne :) ama sonra koşa koşa eve dönmek istiyorsun, her yeni gün.
Doğan her yeni gün heyecanla bekliyorsun bugün ne değişim gösterecek diye, ve her değişime nobel ödülü kazanmış olsa göstereceğine yakın devasa bir coşku ile karşılık veriyorsun, içten gelen en doğal halinle.
Yenilmiş, becerememiş, bozulmuş, hayalkırıklığı sarmış her yanını hissettiğin olmuyor mu, oluyor. Bağırıp çağırıp oralığı yıkasın gelmiyor mu, geliyor, hatta tutamadığın miktarda etrafa zarar verdiğin bile görülebilir.Şehre gelen ve gidemediğin her güzel konser/sinema/tiyatro/partide aklın kalmıyor mu, 
kalıyor deli gibi.
Ama 2 saat/uyku sonrası bebeğini kucağına aldığın anda hiç yaşanmamışçasına/istememişçesine başa sarıyorsun. İşte bu yüzden sen dönüşüyorsun. Daha iyi ya da kötü değil ama başka birine, dönüşüyorsun.

illustration:EinBierBitte

Çarşamba, Aralık 07, 2011


Akşam saat 11. Koca yok evde, büyük maç var ya. Minik bebek ise uyuyor. E o zaman benim işim ne ayakta, yat uyu değil mi. Değil. Burada bir de son aylarda sadece anne ve eş olagelmiş bünyenin altına gizlenmiş bir ben karakteri var ki arada kendi başına da kalmak, kendi kendi ile de olmak istiyor-muş meğer. Çok yorgunum, koysam kafayı anında giderim ama ruhen buna da  uyku kadar ihtiyacım var.
Hala günde 5, gecede 2 öğün emzirdiğim için 3 saatten fazla uzak kalamıyorum Alya'dan doğduğu günden beri. Zaten ben de istemiyorum, hemen aklım ona gidiyor. Ama ama ama... Ama anneliğin başladığı ilk saniyeden itibaren çelişkilere de "sign up" etmiş bulunuyorsun otomatikman.
Bebeğimden ayrı kalamamamda geldiğimiz son nokta kucağımda onunla tuvaletimi bile yapmış olmamdır sanırım! :) Şikayet olarak değil de bunu da yaşadık birlikte diye neşeli anılar hazneme kaydettiğimden söylüyorum. Hepsi geçiyor nasılsa, hızla. Yanlızca bebeğimi doyasıya yaşamaya çalışırken kocaya ayrı  kendime ayrı zaman ayırabilirsem resim bir bütün oluyor sadece.
Bazen bu akşam gibi bazen de sabahın 4'ünde oluyor bu, resmen sabaha daha az uykuyla ama daha enerjik kalkıyorum.

Cuma, Aralık 02, 2011

Çalışan Anne Sendromu-II


Yarım gün-cük. 1-2 saat-çik. Gibi düşünüyor insan di mi. Değil. Eve döndüğümde öğlenleri, sanki saatler geçmiş gibi geliyor-du zaten. Bazen. Annemin hiç uğrayamadığı günler mesela. Bugün en istemediğim şeylerden biri de oldu, eve döndüğümde bakıcımız heyecanla:
"-ikinci posta dişleri de patlamış gördünüz mü!?" diyiverdi.
Hızla soyunmaktaydım ki yaka paça açık bir şekilde Alya'ya doğru koştum.
"-hayır görmedim!" diye içimden geçirirken "-evet gördüm tabi ki" çıktı ağzımdan. Ben annesiyim, ilk önce benim görmem lazım herşeyi! Herşeyi! gibi takıntılı bir ruh halinde olduğumu farkettim. Baktım gerçekten de haftasonu gördüğüm beyazlığı kasdetmiş patlamış derken, rahatladım. Şimdilik. Bir sonraki yeniliğe kadar.

1 ay-cık daha uzattım yarım günlerimi, şimdi kara kara bahane düşünüyorum 1-2 ay-cık daha uzar mı acaba diye. İtiraf ediyorum, sabahları işte problem çözücü olmamı gerektiren yeni pozisyonumdan, yeni odamdan keyif almıyor değilim. Ama bu içinde olduğum ikilem nasıl çözülecek çıkamıyorum işin içinden. Hayatta problem çözmeye bayılan ben, kendimi bir problemin ortasında kaybolmuş hissediyorum, çıkmaz sokakta tıkıldım kaldım sanki. Aylardır çiğnediğim aynı sakızı çiğnemeye devam...

Perşembe, Kasım 24, 2011

İçgüdüler

Alya memede uyuma alışkanlığını 1. ayda bırakmıştı. Sonraları krize girdiğinde, sakinleştirmeye çalıştığımda dahi ilgi göstermiyordu. Ama 4. ayın sonuna yaklaşmaktayken ve de özellikle okuduklarım hep bu sırada artık uyku düzeninin oluşmuş olmasına işaret ediyorken tekrar bir memeye dönüş/memede sakinleşme/memede uyuma/oyalanma durumları baş gösterdi. Kitaplarda yazanlar, "meli" "malı" lar güzel de gerçek hayat hiç de kitaplardaki gibi değil, öyle olmadığını farkedince insan sükut'u hayale uğramaması içten bile değil.

Hamileliği boyunca bin türlü kitap okuyan, doğumu icin ebe tutan, pilates yapan son derece dikkatli, özenli ve merakli bir arkadaşım bebeği 5-6 günlük iken beni aradi: "-3 saattir ağlıyor, kocamı emzik almaya gönderdim, sen ne zaman emzik başlamıştın? Başka ne yapabilirim bilmiyorum" diye ağlarcasına yanıt arıyordu. Çünkü kitaplarda okuduğu hiç bir şey fayda etmemişti bebeğini susturmak icin. Ve bundan sonra kitap okumayacağını söylüyordu yenilmişlik hissi ile. Bebeğini kendi yatağında yanına pararlel yatırarak emzirsin, hem kendisi uyusun hem de bebek emerek uyuyakalsın diye önerdiğim için sonradan kaç kere teşekkür ettiğini sayamadım. Tecrübe:1 Kitap:0

Uyku konusunda mesela diyorlardı ki 4'ten sonra uyutma, gece uykusuna zor yatıyor. 1-2 denedim Alya için, baktım krize girerek zor uyuyor gece, sonra kendi ritmine bıraktığımda anladım ki Alya gün içinde 3 saatte bir yarım saat uyuyup uyanıyor, gece de 5-6 arası bir yarım saat uyursa 8de gece uykusuna sakin ve mutlu dalıyor. Bu da bizimkinin biyoritmi, hiç kimseninkine uymuyor, ama siz ona uyduğunuz sürece de sakinleşiyor bebeğiniz.

Olması gerekenler iyi güzel de her bebek şahsına münhasır oluyor, bir iki denemeden sonra çok da zorlamamak gerekli. En önemlisi bence içgüdüler. Bebeğinizi dinleyin/gözlemleyin, onu sakinleştirecek/mutlu edecek/uyutacak en güzel şeyi siz kendiniz keşfedeceksiniz eminim.

Salı, Kasım 15, 2011

Yeni Uyku Düzeni


Şuara düzen şöyle: Akşam 7.30-8 gibi gece uykusu, 1 gibi uyanış, bir posta emme seansı sonrası açılan uyku, ve tekrar uykuya yatış ancak 4-5! Sonrasında iyi günümüzdeysek 8'e kadar yoksa artık allah ne verdiyse 6 mı olur 7 mi güne uyanış. Yanlış anlaşılmasın bu benim! uyku düzenim, Alya'nın ki değil. Onunki benden daha düzenli:) İşe başladım başlayalı geceleri Alya'nın yanında ben de kayıyorum derinn bir uykuya, sonra da ilk uyanışta zaten almış oluyorum uykumu. Buarada Alya'nın uykusu da sürekli bölünüyor, kucağa alıp salladım mı devam ediyor uykuya. Bazen sırf o sebeple ha uyandı ha uyancak diye ben yatmıyorum bekliyorum, ve bazen de hiç uyanmıyor ve ben kukuman kuşları gibi sessiz geceye bekçilik yapmış oluyorum...
o sessizliği de kimi zaman özlemiyor değil insan, ama işte seçimler. bir şeylerden vazgeçmek gerek kendinden geçmemek için. diyorum ki bazen ah ulan ne kadar vaktim varmış zamanında şunu yapmamışım bunu yapmamışım, ama sonra Alya uyanıyor ve onu kucağıma aldığım anda başka hiçbir şey düşün-müyorum.

Perşembe, Kasım 10, 2011

Diş Perisi

Uğradı bize erkenden. Dümdüz kaygan görüntüsü bozuldu önce alt damağın, anladık geliyor dişler, sonra her gün biraz biraz belirginleşerek 6 ayı dolmadan görünür oldu pirinç taneleri. Eh pek bi sevindik haliyle.. Ben niye seviniyorsam, acemilik işte! Siz biliyor musunuz ki ne kadar sivri o dişler! O dişler var ya o dişler, tuttu mu koparır, öyle sivri! Artık siz hayal edin: meme ucunu bir ısırdı iki ısırdı, artık üçüncüsünde canımın içine öyle bir bagırdım ki, canımın yanmasından, boş bulundu bizimki, dalgın dalgın oynamaktaydı zavallım, çılgıncasına ağlamaya başladı tabi, korku nedir henuz bilmeyen ufacık insan. o ağlayınca ben de ağladım, çaresizlikten.. Zor bir şey annelik..

Diş buğdayı yapılırmış, herkeste farklı uygulamalar varmış, susu diyor ki hediyeler alınırmış bebeğe ve dişi ilk görene, alba diyor ki bebeğin önüne çeşitli eşyalar konurmuş kitap oyuncak vesaire ilk hangisine yönelirse geleceğine dair ipucu olurmuş vs. Bizim ailedeki uygulama ise şöyle,

Annemle aramdaki diyalog:
Ben: -Anne dişi çıktı ya Alya'nın, diş buğdayı yapılırmış
Annem: -Aman canim daha yeni toplandık ya, ne gerek var, nerden duyuyorsun kızım böyle şeyleri!
Ben: -Peki anne sen gelme! ama buğday haşlanması lazım sanırım, sen haşlar mısın? :)
Annem: mırın kırından sonra -Peki o zaman bari haftaiçi olsun.
Ben: !? Neden?
Annem: Erkekler olmasın bir de, şimdi oo çok kalabalık oluyor o zaman.
Ben: E anne bu çocuğun bir de babası var!
Annem: Akşamına yer o da buğday işte!

Annem olayı kavrayamadı bi türlü:)

Perşembe, Ekim 27, 2011

Kakada Kan

2. ay civarı başladı, sadece anne sütü aldığı sırada önce kırmızı pul biber gibi noktasal bir kırmızılık gördük bebeğimizin kakasında, düzensiz bir şekilde, bir gün var iki gün yok. Çok pimpirikli davranmadık, o sırada Kadıköy Şifa hastanesine doğum sonrası bize atanan doktora devam etmekteydik, 2. ay muayenesinde ona bahsettik, o da üzerinde durmadı. Sonra kan giderek arttı, ta ki bir öğlen kakadaki kan çay kaşığı boyutuna ulaşıncaya dek! Hemen doktorumuzu aradık, şansa! hastane dışındaydı. O sırada bir tanıdığımızın önerdiği başka bir çocuk doktorunu, Alev Fırat'ı aradık, "-hemen gelin, bir göreyim" dedi. Muayene sonrası "-"inek sütü alerjisi" gibi görünüyor, ama emin olmak için bir iki hafta hiç bir inek sütü ürünü yememen gerekiyor" dedi. Peynir/yoğurt/tereyağı yok. Emzirdiğim için ihtiyacım olan kalsiyumu ilaçla takviye ettik. Keçi ürünleri yiyebilirdim ama ben tabi paniklerdeyim, sadece ilaçla yetindim. Hemen geçmedi kakadaki kan, 1-2 günde bir o kadar çok olmasa da yine kan geliyordu, doktor tam da böyle olabileceğini söylemişti, çünkü vücuttan tamamen atılması için zaman gerekiyormuş. Ve yaklaşık 1 ay sonra tamamen temizlendi bebeğimin kakası. Ve ben artık sadece keçi sütü ürünleri ile yetinmekteyim.

Şimdi neden bu kadar uzattım:
Normalde 1 yaşına kadar zaten böyle bir olasılık sebebiyle bebeklere inek sütü verilmiyor. Ama anne sütünden bebeğin dolaylı olarak böyle bir alerji alabileceği pek bilinmiyor. O sıralarda 9 aylık bebeği olan başka bir anneyle konuşurken benzer bir durum yaşadığını ama gitmediği doktor kalmadığını, şehir sularından olabileceği şüphesi ile günlerce bebeğini yıkayamadığını anlatmıştı. Şifa'daki doktor da hiçbir şekilde tahmin bile yürütememişti. Tabi ki o günden sonra Alev Fırat'a devam etmekteyiz. Çok titiz çalışan pek tatlı bir doktor.

Buarada hamileyken çok büyük konuşmuş "-ben sürekli bebeğin kakasından bahseden bir anne olmayacağım!" demiştim, ama bebeğimin 2-3. aylarında kakadan başka bir şey konuşmaz olmuştum neredeyse, gayet de dediğimi bir güzel yutarak.

Anne olmadan ne tür bir anne olacağınız ve sınırlarınız hakkında en ufak bir fikriniz bile olmuyor!

Cuma, Haziran 24, 2011

Merhaba!

Sıklıkla görüştüğüm yakın arkadaşlarımız arasında ilk çocuk sahibi olan biziz, bu sebeple sürekli "nasıl bir duygu annelik" sorusuyla karşılaşıyorum. Sabahin 5.44 ünde yoğun bir emzirme seansi sonrasi kucağımda uyuyakalmış neredeyse 2,5 aylık kızıma bakınca sanırım şu şekilde en iyi özetleyebilirim: dünyanın en saf aşkı.
Hamileyken hissettigim yalnız olmadığım duygusu kızımı kucağıma aldığım andan itibaren şimdi daha da yoğunlaşmış durumda. Sabahları 6'da kalkıp spor yapan biri olarak hayatımda ilk defa ne aldığım kilolar ne bozulan vücut şeklim umrumda!
Annelik kendinizi yeniden tanıma/tanımlama süreci. Daha önce hiç farkında olmadığınız karakter özellikleriniz su yüzüne çıkabilir, eski özellikler koyulaşabilir ya da tamamen ortadan kaybolabilir. Önemli olan değişime hazır ve açık olmak! Benim mesela şimdiden tipik bir boğa kadınına özgü sakinliğim daha önce hiç tahmin etmediğim derinliklere ulaşti, kimseye kızamıyorum bile artık. Hormonlarin etkisinden kurtulduğumdan beri daha güçlü hissediyorum kendimi hayata karşı, öyle kolay kolay üzemez beni kimse. İsteklerim de değişti yaşamdan, kızımla geçirmek istiyorum tüm zamanı, 7 senemi verdiğim kariyer umrumda değil. Bunlar şimdiye kadar bendeki baskın değişimler. Bakalım daha neler olacak, hayat nasıl akacak, hepsini bir bir anlatacağım.

Bu blogda titiz ve detaylı çocuk bakımı tiyolari bulamazsiniz, ama şu sorulara yanıt bulabileceğinizden neredeyse eminim:
- çocuk bakimi nasil daha eğlenceli hale getirilir
- ağlayan çocuk karşısında nasıl sakin olunur/kalınır
- çocuk anne/babanın düzenine nasıl ayak uydurulur
- ve annenin hayat amacı bebeğini kucağına aldığı andan itibaren hangi yönde nasıl değişir
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...