gelişim özellikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelişim özellikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Temmuz 11, 2014

Oynar mısın Bizimle?

 


 
Buaralar ağzıma bir şarkı takıldı
O kadar güzel ki
Sözleri
Yolda yürürken, tuvalette, yemek yerken
Her yerde her şekilde
Bu şarkı benim
"mutluluk şarkım" oldu
 
 

Gel
Sen
Ellerini versen
Şöyle içten gülsen
Neşeyle sevgiyle
Oynar mısın bizimle?
 
Bu da bonus şarkı
 
 
 
Yani anlayacağınız biz buaralar bolca şakıyoruz evde.
Şarkı söylemek insanı mutlu ediyor.
Size de bol şakımalı bir haftasonu dilerim :)

Salı, Temmuz 08, 2014

En en favori


 
 Dün merdivenden inerken elime sıkı sıkı yapışıp dedi ki
"- Annecim ben seni üzmüyorum, değil mi?"
Dedim ki
"-Senin bu dünyada yapacağın hiç bir şey beni üzmez"
İçimden.
Tek yapabildiğim ona sıkıca ve uzun süre sarılmak oldu.
 
 
hatırlıyorum 6 aydan itibaren
her ay en favorim oluyordu
her biri diğerinin bir tık üzerine geçiyordu.
ama şimdi bu 3 yaş var ya
beni her gün her an şaşırtmayı, büyülemeyi beceriyor.
her akşam Evren'le birbirimize
merakla ve heyecanla ve minnet
ve bilumum isimlendiremediğim duygu seliyle  karışık halde
o gün ne yaptı neler söyledi paylaşıyoruz
ve paylaştıkça çoğalıyoruz.
bir 3 yaş varsa çevrenizde ne dediğimi anlıyorusunuzdur.
3 yaş sen çok yaşa!
 
 
*foto Adana'dan, yine o harika tren garının arkasındaki gizli bahçeden, Alya ilk defa ayakta salıncağa binmenin verdiği tatlı bir heyecan içindeyken.

Çarşamba, Aralık 04, 2013

Çocuk deyip geçme




2,5 yaş arkadaşlığın, soru-cevaplarla çok güzel bir diyalogun başladığı, birlikte aynı şeylerden keyif alabildiğimiz, güzel vakit geçirebildiğimiz bir dönemmiş. sütlü "kahve"-kurabiye zamanımız bile var akşamları yatmadan önce mesela, daha ne isterim.

çevremde bu yaş çocukların genelde sürekli konuştuğu söyleniyor, alya öyle değil, anlatıyor ama sürekli durmamacasına değil, daha çok soru soruyor bizimki, soru sormayı seven bir babayla dinlemeyi seven bir annenin güzel bir kombinasyonu gibi. çok uykusu geldiğinde şarkı söylemeye başlıyor, o ayrı :)

bu döneme dair unutmak istemediklerim:

benim fazla "kudurduğum" bir anda
"-anne, hadi biraz da kitap okuyalım" diye beni hizaya getirdi, kim çocuk kim yetişkin söylemesi zor, bazen.

bir gün arabada giderken, birden çok susadı, ama ben su bulamayıp da "hay allah" diye panik yaptığımda "-neyse anne neyse" diye beklenmedik bir olgunluk "ifade" ederek beni dumur etti.

yarı dolu bir minibüste bir an aklına esip de bağıra bağıra
"-seni çok seviyorum. sevmiyorum. reklam" diyip herkesi gülmekten kırıp geçirdi.

"alya bulutlara bak ne güzel" diye gösterdiğimde "timsaha benziyor di mi anne" diyen yaratıcı bir kızım var.

son olarak dün tek başına uyumaya gittiği 2. gece, bir ara benim odama gelip
"-anne, bir hayvan alalım mı evimize ne dersin?" diye sordu, "alya'cım harika fikir, ne olabilir" dediğimde aldığım cevap "timsah olabilir anne, ne dersin timsah alalım mı?" yüzümdeki tepkiden olacak devam etti "ama minik bir timsah tabi ki anne" :))


onlardan öğreneceğimiz, yetişkin hayatımızda unuttuğumuz ancak onların geri getirebileceği çook şey var, sanki onlarla geçirilen süre 2. bir şans gibi bize tanınan, bu fırsatı iyi değerlendirmeli...

Çarşamba, Temmuz 03, 2013

minik şeyler


alya'ya pek de yansıtmamaya çalıştığımız tüm patırtı gürültü arasında yeniden hayattaki minik şeylerin önemini hissetmeye çalıştığımız buaralar başladı : göbeğini göstermece ve saklamaca ve bundan sonsuz keyif almaca oyunumuz.

buaralar çünkü alya'ya doğduğundan beri hep ama hep alttan çıtçıtlı bebek body'lerinden giydirdim. çok seviyorum ayrı, bir de sırtı göbeği açıldı, aman sok içine derdi yok. ama artık büyüdü ya, artık bezi bırakmaya günler var ya, atlete geçtik--kendim nasıl da sevmem atlet giymeyi, ama belli bir yaşa kadar anneler nasıl da zorlar, aslında sadece bir alışkanlık, kendi annem hala giyer o da apayrı-- artık açıp görebiliyor göbeğini kendisi.  bundan da acaip keyif alıyor/aldırıyor. :)

Salı, Nisan 16, 2013

2-3 yaşta vurma



Alya sakin ve mutlu bir çocuk diye sevinirken son bir iki haftadır vurma hikayesi başladı, öyle çok siddetli ve acıtırcasına değil ama "cici cici" diye severken birden hafifçe de olsa vuruyor. Sonra da "ben ona vurdum" diye belirtiyor. İlk gördüğümde nasıl içim cız etti anlatamam, acaba işe gidiyorum ona bir tepki mi diye, ama beni işe "hoşçakal anne" diyerek yollayan bir çocuk bunu kafasına takıyor olabilir mi?


The Happiest Toddler on the Block kitabının yazarı Harvey Karp'tan alıntı:

"Toddlers are little cavemen -- think of Bamm-Bamm in The Flintstones. Toddlers are uncivilized and primitive. Hitting and biting are just primitive ways to communicate."


Sonra araştırırken korku konusu gibi bunun da 2-3 yaştaki çocuğun gelişim özelliğinin normal bir parçası olduğunu anladım, rahatladım :)

Rastladığım şu detaylar çok enteresan, sizin de ilginizi çekerse:

- Her insan içgüdüsel olarak vurma/şiddet eğilimi ile doğar, zamanla engellemeyi öğrenir, ancak bunun için empati duygusunun gelişmesi gereklidir, ki bu da 3 yaş sonrasında gelişir,

- İlk 3 yaşta duygularını ifade edemeyen çocuk için vurma/ısırma/ağlama gibi dolaylı yollar kullanması çok normaldir,

- Çocuk merak eder vurduğunda ne olacağını,

- Bir kere vurup karşısındakinin üzüldüğünü gören çocuk bir daha aynı tepkiyi alacak mı diye denemek için vurabilir,

- Dikkat çekmek için, istediği bir şey olmadığı için ya da kıskandığı için de vuruyor olabilir,

- Az kural koymak da çok kural koymak kadar çocuğu kötü etkiler.



Bu durumla başetmek için öneriler:

- Sakın siz de vurup "bak ne kötü oluyor" diye göstermeyin, çocuk onun şaka oldugunu anlamaz, anne/baba da vuruyor, demek ki vurmak normal diye algılar.

- Hissettiği duyguyu onun yerine adlandırmalı, hem onun da adlandırmasına yardımcı olur, hem de onu anladığınızı belirtirsiniz:
 "şimdi kızdın, biliyorum"
"şimdi şöyle hissediyorsun anlıyorum" gibi

- "Yaptığın yanlış" demek yerine pozitif yönlendirme yapın, "öyle vurmak yerine böyle yavaşça dokunursan daha güzel olur" gibi

Kaynak:
Parents
ve diğer

Pazar, Nisan 14, 2013

Bebek yatağı




cuma gecesi. alya'yı anneneyle dedeye bırakarak nadir başbaşa gecelerimizden birini yaşadık evrenle. nasıl özlemişim. nasıl iyi geldi. bence bu da ihmal edilmemesi gerekenlerden, ara ara. neyse, bahsedeceğim şey bu değil.

alya uyumuştu biz döndüğümüzde, onu alarak eve geldik, yatağına yatırdık, ses yok, bundan güzel geçemez herhalde onsuz geçirdiğimiz bir gece diye düşünerek banyoya girdim. saçlarımı kurutmak üzereyim, alya uyandı. evren gelip ilgilenir o arada ben saçımı kuruturum diye düşünürken birden kapının yanından gelmeye başladı ses. bu kadar çabuk olamaz diye kapıyı bir açtım: alya! dikilmiş, anne diye ağlıyor, evren yok. ama nasıl olur. evren'e sordum, haberi yok. ben dehşet içinde. olabilir mi? yatağından çıkmak için çok girişimi oluyordu ama hem daha hiç çıkamamıştı, hem de uyku sersemi nasıl olabilir. bu gizemi çözmek için ertesi gün denemeler yaptık yatağında.

"inanamıyorum alya" dedim, gerçekten de atladı yatağın içine. sonra alya da tekrar etti:

"ben de inanamıyorum anne" :) diyerek defalarca girdi çıktı yatağına, keyifle. yandık.

eyvah şimdi ne yapacağız bilemiyorum. hala çok dönüyor uykusunda çok hareketli, bebek yatağından büyük yatağına geçmek için de erken, ama uyku sersemi böyle yataktan da atlamaya kalkarsa da tehlikeli. 3 yaş civarı deniyor çocuk yatağına geçirmek için ideal zaman olarak.
ne yapmalı, var mı bir bilen?

Cuma, Ocak 18, 2013

Çocuklarda Korku


Korku ile ilgili burada bahsettiğimde, ilk defa korku kelimesini Alya'nın ağzından duymuştum;  gerçek anlamda korkup korkmadığını, bu kelimenin anlamını bile tam olarak kavrayıp kavramadığını bilmiyordum. Ama özellikle bu hafta çookça kendi kendine şunu tekrarlarken buldum Alya'yı:

 "korkma, korkacak bi şey yok"

Bazen 10-15 kez tekrarladı bu cümleyi. Sonra bu sabah rüzgarın kuvvetli uğultusuna çığlık atıp yerinden kımıldayamayacak kadar ürkünce ben yanına gidip sarıldım hemen, ama ben ondan daha çok korktum verdiği tepki yüzünden. Bütün gün de aklımdan çıkmadı. Akşam eve geldiğimde biraz daha anlayabilmek istedim, "neden korktun" diye sordum "korkma" diyince yine kendine

"ambulans duydum, korktum" dedi.

Biraz daha araştırdım konuyu, tekrar hatırlamak iyi oldu korkunun normal olduğunu. Siz de konu ile ilgileniyorsanız benim kısaca aklımdan çıkarmayacaklarım:

- Korku çocuğun duygusal gelişiminin son derece normal bir parçasıdır

- Çocuğun korkmamasını sağlamak, aşırı koruyucu davranmak kadar zararlıdır

- Korku genelde bilişsel dönemin başladığı 2-3 yaşlarında ortaya çıkar, her yaşın o yaşa özel korku unsurları vardır

- Çocukların neyin gerçek neyin hayal ürünü olduğunu henüz tam kavrayamadıkları bu döneme ait korkuları genelde zaman içinde ortadan kaybolur, ama tamamen geçmesi zaman alır

- Ebeveynlerin amacı çocuğun korkudan tamamen kurtulmasını sağlamak değil, sadece korku ile nasıl baş edileceğini öğretmek olmalı, en azından günlük hayatına normal bir şekilde devam edebilmesi sağlanmalıdır; yanlız uyumaktan/geceden/karanlıktan korkan bir çocuğun uykuya rahatça geçişi için uyku öncesi rahatlatıcı rutin oluşturmak gibi

- 2-3 yaşlarda en sık rastlanan korkular kulağa yakın mesafedeki yüksek sesler, ve dengelerini kaybederek düşmektir

- "Korkacak bir şey yok, sen büyüdün, bebek gibi davranıyorsun" gibi sözler çocuğun korkusunu gidermediği gibi anne-babaya duyduğu güveni yitirmesine sebep olabilir

- 2-3 yaşında korkan çocuğa durumu açıklamaya çalışmak yerine sarılmak ve onu teselli etmek daha etkili bir yöntemdir, çocukla empati kurmak önemlidir

- Daha büyük çocuklarda öncelikle korkunun gerçek olduğunu kabullenmek ve saygı duymak gerekir, konuşarak, çocuğu konuşturarak onun da korkunun farkına varması sağlanır, bebekle ya da kukla ile oyun oynatarak çocuğun oyunda kendi duygularını ifade etmesi teşfik edilir

- Bir çocuğu korkutarak disiplin sağlanmaya çalışılıyor ise o çocuk daha fazla şeyden korkar hale gelir, üstelik korku çocuğun düşünmeyi öğrenmesini engeller



Yaşlarına uygun olarak Çocuklar nelerden korkar?
2 yaş :
En çok seslerle ilgili korkular söz konusu: Özellikle tren, kamyon, gök gürültüsü, sifonun çekilmesi, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler. Karanlık, ebeveynlerden ayrılma, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar ve şapkalar(!) da korku unsuru

2.5 yaş : Oyuncağın veya yatağın yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışagelmişin dışında yapılan hareketler çocuğu korkutabilir.


3 yaş : En çok görsel korkular; karanlık, hayvan, polis, anne babanın gece sokağa çıkması.

4 yaş : Gene seslerle ilgili korkular, özellikle motor gürültüsü. Ayrıca karanlık, yabani hayvanlar, annenin evden ayrılışı.

5 yaş :  Fazla korkulu bir yaş değil. Daha çok görsel korkular var. Ayrıca daha somut korkular, düşme, bir yerini incitme gibi.


6 yaş : Hayalet, cadı korkusu, yatak altında birinin saklanabileceği korkusu. Su, ateş, fırtına, anneyi eve gelince bulamama korkusu.


7 yaş : Karanlık, bodrum, tavan arası korkusu. Gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama. Okuduklarından, televizyondan, sinemada gördüklerinden fazlasıyla etkilenme, endişelenme.

8-9 yaş : Endişe ve korkular daha az. Sudan ve karanlıktan daha az korku. Daha gerçekçi korkular var. Örneğin; bir şeyi yapamamak, okulda başarısızlık vb. gibi kişisel endişeler.



Kaynaklar :
 Purdue Universitesi yayını
 Psikolog Ayşen Evliçoğlu
 Baby Center

Pazartesi, Aralık 10, 2012

Bi şey sorucam


Bir anda böyle söyledi Alya:
"Bi' şey sorucamm?"

Bayağı bildiğiniz sonunda soru ünlemi ile sordu. Ben hayret ve heyecanla sor bakalımmm diye gözünün içine bakınca düşündü düşündü pek bir şey bulamadı, güldü, anladım ki yeni öğrenmiş olduğu, bizden bir şekilde duyduğu kalıbı deniyordu.

Bu sabah da ben evden çıkmadan Alya son bir kez emiyorken, işe geç kalmamak için dikkatini dağıtmak amacıyla dedim ki:  "bak ne göstericem sana, koccaman bir fil"
Aldığım cevap:  "ıı ııh" .... "sonra"
Ben dumur.

Bizim söylediğimiz herşeyi tekrar ederken Alya aslında günlük hayatta farkına varmadan kullandığımız bir sürü kalıp olduğunu farkediyorum şaşkınlıkla, bu sanki birisi size ayna tutuyormuş gibi bir his veriyor,
"aa böyle mi söylüyorum" diye şaşırıp kalıyorsunuz. Çok tatlıymış mesela Alya'nın en çok kullandığı dolayısıyla bizim en çok kullandığımız kalıp-mış, ya da "aaa!" ünlemini çok kullanıyoruz onun dikkatini çekmek için, bir ik gündür herşeyden önce "aaa" diyor,
"aaa" burdaymış dinazor
"aaa" yağmur yağıyor :)

Alya 10 aylıktı, demiştim ki 6 aydan sonra her ay bir öncekinden daha heyecanlı bir hal alıyor, her gün bir öncekinden daha da eğlenceli geçiyor. Şimdi bakıyorum da bu konuşmaya başlaması bıdırık bıdırık, gördüğü dünyayı isimlendirmesi, bazen doğru bazen yanlış ünlemlendirmesi en en en güzeliymiş.

Merak ediyorum sizin favori ayınız hangisi, benim son favorim 20. ay ??

Cuma, Kasım 02, 2012

Çocuklar neden giyinmek istemez?



Henüz bu kadar ilerlemiş olmasak da bana çok tanıdık geldi bu sahne:

"Sevgi hanım haydi oğlum diye bağırdı, giyer misin şu ayakkabıları HEMEN ! Mert inatla annesinin elinden kaçmaya çalışıyor ve bir yandan da az önce annesinin giydirdiği çoraplarını da ayağından çıkarıyordu.Sevgi Hanım Mert yeter artık yoksa sokağa çıkamazsın, sen evde kal o zaman ben gidiyorum dedi , Mert bağırarak ağlamaya başladı ama hala inatla ayaklarını tutup annesinin çorapları tekrar ayağına geçirmesini engellemeye çalışıyordu.Sevgi hanım daha çok bağırdı, Mert daha yüksek sesle ağladı. Ne zaman sokağa çıkacak olsalar aynı olay tekrarlanıyordu . Evdeyken de Mert’e terlik ya da çorap giydirmek için her defasında benzeri olayları yaşıyorlardı. Sevgi hanım çaresizce ne yapacağını düşündü…"

Herkesin yaşadığı şeyler olduğunu görmek ve çocukların gelişim özelliklerinden kabul edildiğini bilmek biraz rahatlatsa da sonuçta hayatımızı zorlaştıran bu durumdan bir an önce nasıl kurtuluruz önemli olan bu.


Nedenler, çözüm önerileri:

"1-2 yaş döneminde çoğu çocuk öğrenmekten keyif alır.Yeni şeyler denemesine izin vermek, başarabildiğini ona göstermek ,başaramadığı zamanda sabırla beklemek ve desteklemek, gelecekte güvenli, hayal kırıklıklarını kolay atlatabilen ve yeniliklere açık bireyler olmalarını sağlayacaktır.

Bu yaş dönemlerinin en tipik özellikleri inatçılık ve tutturma davranışlarıdır. Kendi istediklerini yemek, giyinmek istememek ya da mevsime uygun giyinmeyi reddetmek, evde dokunmaması gereken eşyalara ısrarla dokunmak, tuvaletini tuvalete yapmayı reddetmek gibi günlük alışkanlıklarla ilgili davranışlar sıklıkla karşımıza çıkar.

Yazımızın başında verdiğimiz Mert örneğinde olduğu gibi 1-2 yaşlarında ki bir çok çocuk giyinmekten nefret eder. Bunun pek çok nedeni olabilir. Başlangıçta bize hoş görünen bir giysinin çocuk için aslında yeteri kadar konforlu olmaması giyinmekten sıkıntı duymasına neden olmaktadır. Giysileri seçerken sadece hoş görünmelerine değil ,çocuğun gerçekten rahat etmesine de önem vermek gerekir. Bir çok anne bilir ki çocuğa giysi alınırken ona denetmek son derece güçtür ancak özellikle ayakkabı alırken mutlaka denenmesi de gerekir. Bu nedenle 1 yaşından itibaren alışverişe çocuğunuzla birlikte çıkın. Mümkünse bu zamanı çocuğun uykusuzluk ya da açlık gibi sıkıntılarının olmadığı bir zamana denk getirin.

Giysi konusunda çocuğun inatlaşmasının en önemli nedenlerinden biri de giyinirken çocuğun yerine anne ya da bir başka ebeveynin çocuğu giydirmesi ve çocuğun o sırada başka bir şeylerle ilgilenmesi yani giyindiğinin farkında olmamasıdır. Çocuk o sırada ilgilendiği şeyin giyinme nedeniyle kesintiye uğramasından oldukça rahatsız olur ve bir kriz yaşanması kaçınılmazdır.

Çocuk giyinirken giyinme olayına katılmalıdır . Çocuk mutlaka bir süre sonra giyineceğinin veya soyunacağının bilincinde olmalıdır.Basit giysilerde yardım etmesine izin verilmelidir.Giyinmeyi veya soyunmayı sakin bir dille ona anlatarak şimdi kazağını başından geçireceğiz ve sen bana yardım etmek için kafanı çevireceksin ya da ayakkabılarını giydireceğim sen de ne kadar güçlü olduğunu göstermek için bütün gücünle ayağını ayakkabının içine iteceksin haydi hoop!

Giyinme olayının hem eğlenceli tarafını yaşatmak ama aynı zamanda çocuğa becerilerini kullanarak nasıl başarılı olduğunu göstermek gereklidir. Zamandan tasarruf etmek amacıyla çocuğu kendimizin giydirmeye çalışması ve her defasında yaşanan krizler aslında daha çok zaman harcamamıza ve yorulmamıza neden olacaktır. Bırakın çocuğunuz giyinmenin ve soyunmanın kendi başına da başarabileceği bir iş olduğunu fark etsin, böylelikle giyinmeyi keyifli bir hale getirebilirsiniz. "

Nur Dinçer Genç
Psikolog
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü
Çocuk ve Genç Bölümü


Ayrıca yakınımdaki annelerden duyduğum alternatif çözüm önerileri de:

 - Giyinmeyi oyun haline getirmek

 - Çocuğunuza seçme şansı tanımak

 - Daha renkli, ayıcıklı ya da kendi beğendiği hayvanlardan/figürlerden oluşan kıyafetler giydirmek

Herkese iyi şanslar! :)

İlk yazı için kaynağım : http://sulebilge.wordpress.com/2009/08/08/cocuklar-neden-giyinmek-istemez-mis/

Salı, Ekim 30, 2012

Bu bayram



Bu bayram iyi geçmedi, çünkü;

 - önce alya sonra evren nezle oldular, şıp şıp burunlar aktı sürekli, alya'nın uyku düzeni yeme düzeni dolayısıyla benimki altüst oldu,
 - alya sadece ve sadece meme emdi, hastalıktan bile olsa artık doyurmayan bir memeyi yarım saat aralıklarla almak talebiyle sürekli üzerimdeydi; ben ki emzirmenin sonsuz tatmininden, bebek ile annenin bağından saatlerce bahsedebilirim, sınırlarımı epey zorladım, geceleri uyuyup şarj etmiyor olsak kesin bırakmıştım öyle söyleyeyim,
 - alya tam da kış gelmek üzereyken giyinmenin anlamsızlığı üzerine derin düşünceler içine girdi, "istemedim" diyerek elimden kaçarken "çıplak çıplak" diye bağırarak etrafta çıplak çıplak koşmayı oyun haline getirdi,
 - alya evden çıkarken ve eve dönerken sürekli bir ağlama krizi geçirdi, ya uykusu çok gelmişti, ya meme istiyordu, ya da bir sebebi olması gerekmiyor canı sıkılmış çılgınca bağırarak boğazını temizlemek istemiş olabilir, sebeplerim de bir yere kadar



Bu bayram herşeye rağmen güzel geçti, çünkü;

 - alya hastayken onu bırakıp işe gitmek ve bu ikilemle yaşamak zorunda kalmadım, her anında sürekli yanındaydım,
 - alya bir gece "doyamadım memeye" diye uyandı, beni benden aldı, sanırım sabaha kadar emzirdim, hatırlamıyorum :)
 - "anne" kelimesini cümle içinde kullanmaya başladı alya, ilk kez anneye biraz benzer "inne" gibi bir ses çıkınca ağzından çok heyecanlanmıştım, şimdi de "anne bak" "anne koy" gibi cümle içinde kullandıkça aynı heyecanı duyuyorum, tarifsiz güzel bir duygu,
 - en yakınımdaki 3 insan taşındı, şimdi sıra bizde, taşınma işlemlerimiz için "start" aldık--haa evet taşınıyoruz, siz de bir el verirseniz hiiç hayır demeyiz :)
 - kestane sezonunu açtık, pek severim kış günü evde sıcacık kestaneyi...



Umarım sizin bayramınız çok güzel geçmiştir, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve huzurlu. Bayram aramızdan sonra kaldığımız yerden hayata, yeni maceralara ve paylaşmaya devam...

Not : Çok Sevgili arkadaşlarımız Can ve Ezel'e Alya'nın harika beyaz ceketi için tekrar teşekkür ediyoruz, tüm bayram üzerinden çıkarmadı, ve yine söylüyorum benim bile böyle bir ceketim yok :)

Perşembe, Ekim 11, 2012

Evde bir Papağan



Bizim evde bir papağanımız var bugünlerde. Ne söylersek tekrarlıyor, en alakasız şeyleri bile! "Şuna bak" diyorum babasına Alya'yı işaret ederek mesela. Hemen arkasından tekrar geliyor, hem de 2-3 kere 
"şuna baak" "şuna baak"

Banyo yaparken "aa galiba bitmiş şampuan" diyorum. Bütün kelimeleriyle toplu tekrar geliyor, üstelik sadece o an değil, ilerleyen günlerde aynı şampuan kutusunu her eline alışta: "aa galiba bitmiş şampuan"

Biz güldükçe hoşuna gidiyor, daha fazla tekrarlıyor.

Bebek bakımıyla ilgili ilk öğrendiğimiz şeylerden biriydi, çocuğuna seslenirken kocana seslendiğin "sevgilim" "aşkım" vs. sözcükleri ile seslenmemeli, ikisini ayırd etmeli ki çocuk iki sevgi türünün ayrımına varsın diye. Şuana kadar işi kotarmıştık, tam aşkım diye seslenmek içimden gelirken, ağzımdan çıkmamasına özen gösteriyordum. Ama şimdi bizimki papağan modundayken, ben Evren'e aşkım dediğimde, "aşkımmmm" diye ennn tatlı sesiyle tekrarlıyor. Sonra tabi vurguluyoruz, "benim aşkım kim" "baba/anne", "benim bebeğim kim" "Alya" diye! Zor bu işler zor! :) 

Salı, Ekim 09, 2012

Ben Benim Kendim



Buaralar Alya'dan duymaya en alışkın olduğumuz kelimeler ve kelimelerin tanımladığı davranış şekilleri bunlar: ben, benim, kendim
Elinden bırakmak istemediği ya da tam tersi almak istediği herşeye "benimm" diye tutturuyor,  
ve herşeyi kendi yapmak istiyor, kaşığı kendi tutmak, yemeğini kendi yemek, yürürken kesinlikle elimizden tutmadan kafasına estiği gibi oraya buraya gitmek istiyor--daha sayabilirim ya da fotoğraftan kendiniz görün!

Hep deniyor ya özgür bırakmak lazım çocuğu düşe kalka öğrensin diye, ben de bunu savunuyorum ama o kadar zormuş ki koruyucu kolayıcı olmamak her an, düştüğü zaman yanıbaşında bitmemek, ve hatta düşmesine engel olmamak! Her an tetikte yaşamak insanın içine işliyormuş meğer. Ama herşey gibi bu da öğrenilecek bir şeymiş meğer. Zamanla, yavaş yavaş.

Buarada bu hafta 18. ay doktor kontrolumuzde müjdeyi aldık:
"-Terrible Twos nedir duymuşsunuzdur, 2 yaş depresyonu, hah işte bu şekilde ifadelerle kendini belli eden benliğin oturması, bu dönemin başlangıcıdır"

Salı, Ağustos 07, 2012

Korku Üzerine

 Nereden öğrendi bilmiyorum ne olduğunu "korku"nun
Ama kuşları beslerken diplerinden ayrılmadan
Birden bir tanesi kanatlarını çırpınca
Alya'nın eteğini havalandıracak kadar yakınında
Böyle söylemeye başladı, "u" harfini yutarak:Korktm
Ve sonra tabi onu seyreden bizim kalabalıktan "ay canım korktuuu" gibi bir ses yükselince
Bu sefer de en az 10 kez tekrarladı, korkm korktm korktm
Neyi nasıl öğreniyorlar bazen farketmeden
Korku üzerine düşündürdü beni, herşey gibi korku da çocukta yönetilmesi ve dikkat edilmesi gereken bir konu.

Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer'in korku ile ilgili söyledikleri ilgimi çekti, belki siz de faydalı bulabilirsiniz:

"Gelişim evrelerine göre çocukluk korkularını şöyle sıralayabiliriz. Bebeklerde 9. aydan itibaren “yabancı korkusu” görülür. (Bazı bebeklerde 6. ay itibariyle bile başlayabilir.) Genel olarak 1,5 yaş civarında biter. Burada dikkat edilmesi gereken nokta çocuk 3,5-4 yaşından sonra hala bir yabancı gördüğünde ağlıyorsa veya yabancı bir ortama girdiğinde annesinin dizinden ayrılmıyorsa bir uzmanla görüşmekte yarar vardır.

Genel olarak “bilinmeyen ve beklenmeyen” korkuyu yaratır. 2 yaş itibariyle çocuklar artık bir şekilde dünyayı ve hayatı anlamak için yoğun bir çaba içine girerler. Her şey onlar için yeni ve keşfedilmeyi beklemektedir. Bu yaşta beklenmeyen ani veya yüksek sesler korku sebepleri arasındadır. Böceklerden, hayvanlardan korkma normaldir. Doktor ve iğne korkuları elbette ki normaldir. Bu yaş itibariyle korkuyu kabul etmek ve özellikle annenin sarılarak ve okşayarak çocuğu güvende hissetmesini sağlaması önemlidir. Anne babanın temel hedefi şu olmalıdır: Çocuğun “evet dünyada tehlikeler var fakat annem babam beni korur” duygusuyla yavaş yavaş gelişen ve 6 - 7 yaş itibariyle yerleşmiş olacak özgüveniyle “evet dünyada tehlikeler var ama ben kendimi koruyabilirim” duygusuna geçmesini sağlayabilmektir. Bu dönemde çocuğu korkularını önemsememek veya aşırı önemsemek, veya “korkuların üstüne gitmesi gerek” zihniyetiyle çocuğu zorlamak, örneğin köpekten korkan çocuğa zorla köpeğe dokunmasını istemek veya sudan korkan çocuğu “bir kere girse alışır” diyerek zorla denize sokmak korkuların artmasına sebep olacağı gibi, hayatta en çok güven duyduğu kişilere yani anne babasına karşı güveninin zedelenmesine sebep olur. Çocuğun varacağı sonuç “eğer en güven duyduğum kişiler böyle yaparsa başkaları neler yapar, dünya tehlikelerle dolu...” olur.

Belki iki yaş itibariyle korkunun kaynaklarının ve sebeplerinin açıklanması yerine korkuyu kabul edip sarılmak çocuğun rahatlaması için çoğu kez yeterli olabilir. Fakat artık muhakemesi gelişmeye başlamış daha büyük bir çocuk sarılmaya ek olarak mantıklı bir açıklamayla sakinleşmek ister. Korku ne kadar mantıksız olursa olsun “anladım korkuyorsun, biliyor musun senin yaşındaki bütün çocuklar bu tip korkuları hissedebilirler, bu çok normal” gibi tamamen kabul edici ve saygılı bir tutum önce çocuğu çok rahatlatır. Ardından neler hissettiğiyle ilgili duygu ve düşüncelerini dinlemek, sonra “anladım korkuyorsun, dur ben sana gök gürültüsünün nasıl oluştuğunu anlatayım” diyerek kısa ve mantıklı bir açıklama yapmak çocuğun korkusunu hafifletir.
Ayrıca görerek öğrenmeyi engellemek de gerekmek de. Yani kendi korkularımızı kontrol altında tutmaya çalışmak önemli. Çocuk annesini her böcek gördüğünde koltuğun tepesine zıplamış görüyorsa doğal olarak bu korkuyu hemen satın alır. Çocuğun ateşi çıktığında anne kontrolünü kaybediyorsa çocuk hasta olmaktan çok korkar. Ne de olsa annesi bu kadar telaşlandığına göre kendisini koruyamayacak demektir..."

Perşembe, Temmuz 26, 2012

Ka-pu


Sanırım sonunda Alya'nın herşeyi ağzına atma döneminin sonuna geldik. Yeyy! Gerçi hala kesin emin olamıyorum, inanamadığımdan! Bana hep böyle ağzına atacak herşeyi gibi gelmeye başlamıştı artık, bizim bebeğimiz de böyle herhalde diye kabullenmiştim :) Dün akşam iş dönüşü çıktığımız turda Alya minik taşları gördü ve posta kutularındaki deliklerden teker teker atmaya başladı. Sevinçten deliye döndüm önce. Sonra da hayretten. Şekilli oyuncakları var, kovadan içeri atarak oynadığı, sanırım o oyuncağın etkileri :)

Heh evet bir de anne takliti sonucu pat pat vurarak ka-pu(karpuzun) iyisinden anlıyor artık Alya,  vatana millete hayırlı olsun :)

Pazartesi, Temmuz 23, 2012

Shall we dance?

Herkese mutlu ve sağlıklı bir hafta dilerim...

Not: Alya'nın dans figürlerine başladığını söylemiş miydim. Evde şarkı veya benzeri bir şey duymasın, olduğu yerde sağa sola dönerek dünyanın en tatlı dansını yapıyor. Ama fotoğrafı çektikten sonra farkettiğim yukardaki figürü nereden öğrendiğini ya da nasıl yaptığını bilmiyorum, bana sorsanız yapamam :)

Salı, Temmuz 10, 2012

Merhaba 16.Ay


16. aya girdik,
Bu dönemi merak olduğu kadar taklit dönemi diye adlandırmak gerek
Her sesi,
Mimiği, 
Kelimeyi, 
Hareketi
Herşeyi
Kopyalıyor, ve aynen tekrarlıyor
Hatta model yok olduktan 3-4 gün sonra bile taklit gerçekleşebiliyor diyor kaynaklar
Farkına varmadan yaptığımız şeyleri bile kopyalıyor
Mesela Bulaşık makinesini yerleştiriyoruz biz Alya ile
Ama açar açmaz Alya kapağına oturmadan önce bir ıslaklık oluyor diye
Önce havlu ile siliyordum
Ve şimdi Alya makina kapalı iken havluyu alıp geliyor
IIh ıh diye bulaşık makinesini gösteriyor
"Aç da silelim ve yerleştirelim" diyor

İşimiz şimdiden zorlaştı yani,
Ne dediğimizi, ne yaptığımız sürekli düşünerek davranma zamanı geldi
Beklediğimden erken

"Bebek karşılaştığı problem durumlarına çözüm bulduğu sürece zihinsel kombinasyonlar yapabilir. Örneğin, dışarı çıkmak istediğinde ayakkabısını veya paltosunu alıp en yakın yetişkine gösterir." Kaynak

En çok yaptığı şey bu Alya'nın
Alıp geliyor ayakkabıları
Takıyor şapkasını
Gösteriyor kapıyı
"Hadi gidelim" diyor

Kısacası artık herşeyi anlatıyor
Diğer aylara göre nispeten daha rahat o anlamda
Tabi peşinden koşturmalara hiç girmiyorum
Artık oturmak yok
Sürekli bir tırmanma! halindeyiz, ailecek :)

Çarşamba, Temmuz 04, 2012

15 aylık oldum, suyumu kendim içerim!



Şuaralar en çok...

- Kızacağımı/istemediğimi bildiği bir şey yaparken, benden önce "Alya Alyaaa" diye bağırarak hızla kaçmasına, kaçarken arkasına bakmasına geliyor muyum diye

- Çay bardağındaki suyunu 2 eliyle kavrayarak kendi içmesine

- Bangkok'ta "ar-ka-da"(arkadaş) ile başlayan, her bir hecesine eşit vurgu yaptığı 3 heceli kelimelerine:ot-tu-du(oturdu), an----nene(anane), ba-bu-ba(barbunya), aç-di(aç)

- Sorduğumuz her soruya kendi dilinde mutlaka bir cevap vermesine, hatta bazen sorunun bitmesini beklemeden :)

- Akşam iş dönüşü eve gelir gelmez en son etkilendiği olayı anlatma çabasına--dün benden önce uçak görmüş, beni görür görmez eliyle yukarıyı göstererek uvvvvvv demesine

- Sabahları uyanır uyanmaz azıcık saçının dağınık haline

- Kendi kendine kitapları anlıyormuş/okuyormuş gibi çevirmesine

                                                                                                    bayılıyorum.

Pazartesi, Temmuz 02, 2012

Hepsi bu!


Sadece bir basamağı kendi kendine inip çıkabiliyor olmanın sevinci...

Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Melekler koruyor

"Bebekleri Melekler koruyor"

Yoksa nasıl olurdu
Sürekli ve artan bir şekilde
Sonuçlarını hiç düşünmeden
Sonsuz bir sınırsızlık içinde hareket eden
Kendileri de melek kıvamında bu tatlı varlıkları
Melekler korumasa
Nasıl yetişirdik bilemiyorum

Foto : İzicim

Salı, Nisan 17, 2012

Hayır

Alya herşeyi ama herşeyi gerçekten aklınızın alabileceği herşeyi ağzına götürüyor. Son bir kaç aydır çok net bir şekide hayır olmaz, evet olur demeye başladık. Şimdi artık biliyor neye hayır dediğimizi/diyeceğimizi, yine de çoğu zaman denemekten vazgeçmiyor o ayrı. Yanlız bugün öğrendim ki hayır kelimesini hiç kullanmamak değil ama tasarruflu kullanmak gerekirmiş!

9 aylıktan itibaren limitleri koymaya başlayabilirsiniz diyor araştırmacılar, bebek anlamaya başlarmış, ancak hayır kelimesini çok çok tehlikeli durumlar için kullanmak sadece, daha etkili olur deniyor durdurmakta bebeğinizi. Bir kartonu ağzına götürecekken gibi risksiz ama istenmeyen durumlar içinse dikkatini başka yöne çekmek tavsiye ediliyor hayır demek yerine. Ve tabi evinizi "baby-proof" hale getirmek, yani rahatça serbest bırakabileceğiniz bir hale getirmek gerekli ve önemli. Çok riskli olmayan durumlarda ise zaten bırakın deneme/yanılma ile öğrensin deniyor. Elini bir kere sıcak yemeğe sokunca bir daha sokmak istemiyor ya da yavaş yavaş dokunuyor mesela, bizde denendi, kanıtlandı :)

Bebeğin dünyayı tanıma dönemi olduğu için hayır ile durdurulan bebeklerin diğerlerine göre zekasının bile daha az geliştiğine dair araştırmalarla desteklenen çalışmalar var, o derece önemli bir konu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...