Serdar Tuncer, Florance Nightingale'de çalışan Türkiye'nin en iyi plastik cerrahlarından biri, uzmanlık alanı el cerrahisi. Aynı zamanda burada dramatik bir şekilde anlattığım Alya'nın elini cam kestiğinde gerekli operasyonu yapan dünya tatlısı, güleryüzlü, duyarlı, güvenli, ve işini çok iyi yapan sevgili kuzenim. Şimdi ailecek! atlattık çok şükür olayın dehşetini üzerimizden. Hayat yine sakin ve güzel. Bunu Serdar'a borçlu olduğumuzu düşünüp bir de sizin huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum, sadece doktor olarak mükemmel bir iş çıkardığı için değil operasyon ve pansumanlarla 1,5 ayımızı alan tüm süreç boyunca yanımızda olduğu için.
İnsan minnetar olduğu birine ne yapsa da teşekkür edebilse, kendisi için yaptığının nasıl etse de karşılığını verebilse bilemiyor. Karşılık beklendiğinden değil kesinlikle ama minnettarlık duygusunun yoğunluğundan mutlaka bir şeyler yapıp anlatmak, göstermek hiç değilse mutlu edebilmek istiyor karşısındakini. Hele de bu ailenizden kendi kanınız canınızdan olunca yerlere göklere sığdıramıyorsunuz içinizdekileri, dışınıza yaşıyor.
O gün Serdar olmasa kanadı kırılmış kuş gibi çaresizlikten bir hastanenin acilindeki pratisyen hekimin eline bakıcaktık gece geç saat olması sebebiyle. Zaten memleketimin doktor manzarası belli, 3 doktorun söylediği birbirini tutmazken insan kime ne kadar güveneceğini asla kestiremiyor.
Biz çaresizlik içinde kıvranırken Serdar'ın gecenin 10'un gelip elimizi tutmasını, ameliyat saati 3'e kadar oğlu ve hamile eşi evdeyken bizi ameliyat saatine kadar yanlız bırakmayışını, ameliyat öncesi ve sonrasındaki rahatlatıcı duyarlı tatlı sözlerine eşlik eden içten davranışlarını, pansumana gittiğimiz her seferinde aynı tatlılıkla, güleryüz ve özenle ve dikkatle bakım yaparken bir yandan Alya'yı oyalamasını --nasıl desem-- hiç ama hiç ama hiç unutmayacağım.
Alya şimdi arada eline bakıp "uff ufff" diyor, doktor abi ne dedi dediğimizde de "bittiii" diye cevap veriyor. Allah ve melekler bütün bebeleri korusun.
Belki birilerinizin --inşallah gerekmesin-- işine yararsa diye kuzenimden ve kuzenimin anlattığı teknik bilgilerden aktarmak istiyorum:
- İstanbul'da(Maalesef yaşadığımız şehir olduğu için bilgim bu şehirle sınırlı) 2 tane mikro cerrahi konusunda uzman hastane varmış, biri Gaziosmanpaşa diğeri Tem hastanesi.
- El kesiklerinde aşırı kan çıkıyormuş, ürkmemek gerek ama durdurmak da gerek bir an önce, üzerine sert bir şekilde bastırmak müdahale edilene kadar çok faydalı ve gerekli.
- Çok derin ise kesik öncelikle içerde cam parçası kalmış olma ihtimaline karşı, ve daha da önemlisi sinir ya da tendon zarar gördüyse dikilmesi gerekliliğinden dolayı operasyon yapmak şart.
- Ellerini kıpırdatmadan duramayacak kadar küçük çocuk/bebeklerde bütün anestezi ile operasyon şart, operasyon için en az 6 saat bir şey yenmemesi şart.
- Mağazalardaki açılıp kapanan kapılara dikkat, Alya da dahil çocukların çok dikkatini çekiyor, ama kuzenimin anlattığı ellerin üzerine kapanan kapı vakasından sonra en çok korktuğum şeylerden biri haline geldi, aman dikkat!
kaza geliyorum demez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaza geliyorum demez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazartesi, Eylül 24, 2012
Pazartesi, Ağustos 13, 2012
yazdıkça silinir mi hafızadan?
ne yazacağıma nasıl anlatacağıma hala emin olamıyorum, hatta anlatıp anlatmamaya. üzerinden tam 4 gün geçti, biraz daha olayın dehşeti üzerimden geçer gibi olduğu bugün anca normale dönebildim, yazdıkça beynimden silinir diye ümid ederek yazıyorum:
hayatımda ilk defa dakikaları saydım tam 1 saat 20 dakika alya ameliyatta iken, çarşamba gecesi. alya elinde bardakla düştü. bardağın üzerine. paramparça olan bardak camları eline saplandı. sağ el, baş parmağın bitimine. çok derin yara açıldı. ben görmedim. babannemiz-bizdeydi şansa- alyayı kucaklamış, evren de hemen parmakları ile kapamış kanı durdurmak için ben yetişene kadar. evin durumu ve üzerimiz başımız itibarıyle "kill bill" den bir sahneden fırlamış gibiydik. tek duyduğum "hastaneye gidiyoruz çabuk" oldu. başka bir şey de duyamadım uzun bir süre, sadece görüntüler var alya'nın gözünün yaşına eşlik eden: acıbadem hastanesinin acilindeki acemi doktor, şansa el cerrahı olan kuzenim ile gaziosmanpaşa hastanesinde karşılaşma, alya'yı kucağımdan bırakmayışım, sadece memede uyuyan kızımın koridorda yankılanan meme haykırışları, bu gece meme alamayacağını anladığında uyumaktan vazgeçip hemşire ablalalarla balon oynaması, tombik ellerinden ve ayaklarından damarlarının bulunamaması, damarı bulamayan ablalara kızımın "bittiiiiiiiiii bittiiiiiii" diye yakarması,
son saniyeye kadar ameliyat olma durumunu sorgulama, kuzenimin rahat ve güvenli duruşu, bizi gece 10dan sabaha karşı 3e kadar yanlız bırakmayışı, alyamı sadece üzerinde bezi kalacak kadar soyup ameliyat kıyafetini giydirmeleri, başına bone takmaları, alyanın bir şeylerin ters gittiğini anlayan bakışları, ameliyat odasının kapısına kadar kucağımda indirmek kızımı, ona sıkıca sarılmak, her an herşeyi açıkladığım kızıma saniyeler sonra olacakları anlatamamak, daha da sıkı sarılmak, yüzüne bakamamak, kızımı kucağımdan koparmaları, kızımın "anneeee anneee" diye ağlaması kapalı kapılar ardında, kapının önünden ayrılmicam diye yalvarmak, kimsenin beni duymaması, kalbimin yerinden fırlayacak gibi olması, kabusta olduğunu duyumsamak, uyanmak istemek, uyanmaya çalışmak, uyanmaya çalışıp uyanamamak, kabusta asılı kalmak. akıllı tv'nin saçma sapan videoları ile oyalanmaya çalışmak, evrene sokulmak, hamileliğimde tanıştığım "huzursuz ayak" belası ile odayı arşınlamak, dakikaları saymak, kapının arkasından seslerin yaklaşması, ve alyama kavuşmak. alyayı baygın bir şekilde yatağa koymaları, 2 saat süreceğini beklediğmiz ameliyattan kızımı erken getirmeleri ile odaya yayılan pozitif hava, kızımın baygın yatması yine de ama ne olursa olsun kızımı yanı başımda görebilmek, 1 dakika sonra kuzenimin gelmesi odaya iyi haberler ile "sinirlerde ve tendonda bir hasar yok, bu sebeple sadece ilaç ile uyutulmuş olması alyanıni boğazında bir şey sokmadan, 2 haftada geçeceğini umduğumuz sadece adele yırtığı, el sarılı kalacak sadece 2 hafta" sonra uyku. derinn bir uyku. gün boyunca uyku, alyaya sarılarak uyku, cuma gününe kadar uyku.
ve cumadan beri. alya ne kazadan bahsediyor, ne elini soruyor, ne elini kullanıyor, ne de reddedip alçılı gibi sarılı kolunu çıkarmaya çalışıyor. aksine tırmanışlar, yerde yuvarlanmalar tam gaz devam. asli diyor ki "mahsun otursa daha mı iyi". değil, elbet değil, böyle olsun, hep tırmansın, hayatı boyunca tırmansın inşallah.
yanlız bizim anne-baba olarak psikolojik bir tedaviye ihtiyacımız var. panik olmuş durumdayız her an herşeyden. ne kadar ince bir çizgide yürüyoruz aslında ve hayat ne kadar süprizlerle dolu her saniye iyi/kötü. anı yaşamaktan ötesi var mı.
hayatımda ilk defa dakikaları saydım tam 1 saat 20 dakika alya ameliyatta iken, çarşamba gecesi. alya elinde bardakla düştü. bardağın üzerine. paramparça olan bardak camları eline saplandı. sağ el, baş parmağın bitimine. çok derin yara açıldı. ben görmedim. babannemiz-bizdeydi şansa- alyayı kucaklamış, evren de hemen parmakları ile kapamış kanı durdurmak için ben yetişene kadar. evin durumu ve üzerimiz başımız itibarıyle "kill bill" den bir sahneden fırlamış gibiydik. tek duyduğum "hastaneye gidiyoruz çabuk" oldu. başka bir şey de duyamadım uzun bir süre, sadece görüntüler var alya'nın gözünün yaşına eşlik eden: acıbadem hastanesinin acilindeki acemi doktor, şansa el cerrahı olan kuzenim ile gaziosmanpaşa hastanesinde karşılaşma, alya'yı kucağımdan bırakmayışım, sadece memede uyuyan kızımın koridorda yankılanan meme haykırışları, bu gece meme alamayacağını anladığında uyumaktan vazgeçip hemşire ablalalarla balon oynaması, tombik ellerinden ve ayaklarından damarlarının bulunamaması, damarı bulamayan ablalara kızımın "bittiiiiiiiiii bittiiiiiii" diye yakarması,
son saniyeye kadar ameliyat olma durumunu sorgulama, kuzenimin rahat ve güvenli duruşu, bizi gece 10dan sabaha karşı 3e kadar yanlız bırakmayışı, alyamı sadece üzerinde bezi kalacak kadar soyup ameliyat kıyafetini giydirmeleri, başına bone takmaları, alyanın bir şeylerin ters gittiğini anlayan bakışları, ameliyat odasının kapısına kadar kucağımda indirmek kızımı, ona sıkıca sarılmak, her an herşeyi açıkladığım kızıma saniyeler sonra olacakları anlatamamak, daha da sıkı sarılmak, yüzüne bakamamak, kızımı kucağımdan koparmaları, kızımın "anneeee anneee" diye ağlaması kapalı kapılar ardında, kapının önünden ayrılmicam diye yalvarmak, kimsenin beni duymaması, kalbimin yerinden fırlayacak gibi olması, kabusta olduğunu duyumsamak, uyanmak istemek, uyanmaya çalışmak, uyanmaya çalışıp uyanamamak, kabusta asılı kalmak. akıllı tv'nin saçma sapan videoları ile oyalanmaya çalışmak, evrene sokulmak, hamileliğimde tanıştığım "huzursuz ayak" belası ile odayı arşınlamak, dakikaları saymak, kapının arkasından seslerin yaklaşması, ve alyama kavuşmak. alyayı baygın bir şekilde yatağa koymaları, 2 saat süreceğini beklediğmiz ameliyattan kızımı erken getirmeleri ile odaya yayılan pozitif hava, kızımın baygın yatması yine de ama ne olursa olsun kızımı yanı başımda görebilmek, 1 dakika sonra kuzenimin gelmesi odaya iyi haberler ile "sinirlerde ve tendonda bir hasar yok, bu sebeple sadece ilaç ile uyutulmuş olması alyanıni boğazında bir şey sokmadan, 2 haftada geçeceğini umduğumuz sadece adele yırtığı, el sarılı kalacak sadece 2 hafta" sonra uyku. derinn bir uyku. gün boyunca uyku, alyaya sarılarak uyku, cuma gününe kadar uyku.
ve cumadan beri. alya ne kazadan bahsediyor, ne elini soruyor, ne elini kullanıyor, ne de reddedip alçılı gibi sarılı kolunu çıkarmaya çalışıyor. aksine tırmanışlar, yerde yuvarlanmalar tam gaz devam. asli diyor ki "mahsun otursa daha mı iyi". değil, elbet değil, böyle olsun, hep tırmansın, hayatı boyunca tırmansın inşallah.
yanlız bizim anne-baba olarak psikolojik bir tedaviye ihtiyacımız var. panik olmuş durumdayız her an herşeyden. ne kadar ince bir çizgide yürüyoruz aslında ve hayat ne kadar süprizlerle dolu her saniye iyi/kötü. anı yaşamaktan ötesi var mı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)